Kemalettin doğdu: Yıl 1902, İstanbul. Doğuştan sakattı,
doğduğu köşkten uzaklaşamadı bu yüzden. Çengelköy’deki dededen kalma köşk onun
hem sığınağı hem de hapishanesiydi. Şansı, ailenin sınıfsal üstünlüğüydü: Dede,
Kızıl Sultan’ın mümtaz komiseri Faik Bey; baba, cephe gerisinde kalamayacak
denli iyi asker; anne, çok güzel keman çalan bir ev hanımı. Topluyaşama adımını
geç atan, sinir uçları keman sesiyle inceltilen bir çocuk; çoğaltılmış, yeniden
üretilmiş sakatlık.
Kemalettin 6 yaşında: 31 Mart tezgâhı, İstanbul sokaklarında
subay avı başlatmış. Çocuk, babasının “dincilerden” saklanmasını ilk anı olarak
kazıyor belleğine. Kan kokusuyla azmış topluyaşamla yüzleşme, sığınağın
dışındaki dünyayla ilk temas. Laboratuvar şartlarını alt üst eden bir rüzgâr,
ötekinin acıtıcılığı ile yüzleşme. Hemen ardından dedenin İttihatçılarca
sorgulanması: Siyasi iktidarın her yere soktuğu eli görmek, ev denen sığınağın
duvarların ne denli ince olduğunu ayrımsama, konfor bölgesinin dayanıksızlığı,
mutluluk denen mevhumun tehditlere açıklığı…
Kemalettin 13 yaşında: Baba Çanakkale’yi savunuyor, çocuk
top seslerini dinliyor. Hiç okula gitmeyen, öğretimin eğesince taciz edilmeyen,
zihnine setler çekilmeyen çocuğa defterler alıyor anne. Yazıyor çocuk hiç
tanımadığı Lovecraft’la yarışırcasına. Bir defter, bir tane daha, üç, beş… Yıl
boyu dolduruyor defteri hikâyeler. Tanıdığı tek dünyaya, ailesinin büyüklerine
yazıyor çocuk. Denektaşı onların beğenisi, keman çalan anne ve kahraman babanın
beğenilerinin kesişme noktası. Nedir, yazdığını beğenmemek, seslendiği çevrenin
dışıyla konuşmaktan korkmak hastalığı o yaşlardan yakasında. Her yılsonunda
yakıyor defterlerini; yazdığına ve dolayısıyla kendisine ulaşılmasından,
dokunulmaktan, topluyaşamca keşfedilmekten, birilerinin onu başka birilerine
göstermesinden uzak durmaya çalışıyor.
Kemalettin 25 yaşında: Çemberinden çıkmaya ilk heves,
yazdığı Fazilet Tacı romanını Cumhuriyet gazetesine yollamak cüretini
gösteriyor. Hemen ardından gelen o eski, tanıdık korku: “Romanımı lütfen çöp
sepetine atınız.” O günlerde bir ilaç firmasında saklanmaktadır: “İlaç
kutularını postanın kabul edeceği bir biçimde paketliyordum, ambalaj
malzemesini de hesaplayıp üzerlerine yazıyordum. Eğlenceli bir işti.” İşinden
mutlu bir Kafka, deyip geçmek var. Nedir, Max Brod’a gerek duymayan, özel
yaşamını kaydetmeyen, hep dışarısını, kendisinden gayrısını yazan bir gençtir
gördüğümüz. Fazilet tacını kendi başında görmek istercesine taşraya sürgün eder
kendini. Yaman kırılmadır bu: Yurdu demir ağlarla ören kanun kaçaklarını
istihdam eden bir İsveç şirketinde ambar memurudur Kemalettin. Çelişkiler
yumağı bir işletmede kendi çelişkisini aşan/yeniden üreten bir “kendine-yazan”:
Yaptığı iş eğlenceli değildir artık, çocukluğunda babasının peşine düşmüş
topluyaşamla yüzleşen, onlara kendini sevdiren, sözünü dinleten, ne yazık ki,
yazdığı tek satırı okutamayan, hatta bunu tahayyül bile edemeyen ikiyaşamlı.
Kemalettin 27 yaşında: Genç adam İstanbul’a dönmüş,
Çengelköy’deki sığınağına kapanmıştır yine, yazmak ve yakmak berdevam. Öteki
ile ilişkisi, Kadıköy’deki marangoz atölyesi: Yazdıklarını öteki ile paylaşmaya
cesaret edemeyen Kemalettin, otuzlu yaşların eşiğinde marangoz çıraklığını
giyinmeye cüret ediyor. Artık iç savaşın alanı bellidir: Yazdıklarını
topluyaşama sunmamak, ürettiği alanda boy göstermemek için kendine en uzak
üretime savrulmaya, sınıfını inkâr eden mesleklerde gün öldüren sakat imgesini
giyinmeye razıdır. Nedir, ister istemez besler yazarlığını: Berlitz Mektebi’ne
gidip daktilo öğrenir, daktiloyla yazılmış sayfaları yakma keyfini yaşamak
için. Yetmez içindeki bastırılmışa verdiği şans, geridönüşsüz bir eyleme
girişir: Sultanahmet’teki “Camlı Köşk” denilen kimya enstitüsünden Ligor Bey’in
eski harfli kitabını yeni harflere çevirip para kazanır. Elma ısırılmış,
kendine-yazan, kalemiyle para kazanmıştır artık. Tek adım kalmıştır yazarlığa,
kendi ürettiği yazı karşılığında para kazanmak.
Kemalettin 30 yaşında: Hâlâ işsiz, belki de güçsüz yaşamını
sürdüren Kemalettin’i Tahsin Demiray’la tanıştırırlar. Henüz Türkiye
Yayınevi’ni kurmamış Demiray’la, sahibi olduğu Mektep Neşriyat Yurdu’nu
yaşatabilmek için devlet memuriyetini sürdürmek mecburiyetinde olan, devlete
sattığı emekle teşebbüs-ü şahsisini idame ettiren adamla. Hangisi Kafka’dır bu
ilişkide hangisi Max Brod, tartışılır elbette; önemli olan birbirlerini
bulmalarıdır. Başlayan yirmi küsur sene sürecek bir ilişkidir. Kemalettin’in
yeni sığınağıdır burası; Cağaloğlu Çengelköy’ün yerini almıştır, köşkte değil
matbaada gizlenerek bakacaktır ötekine. Yeni serüvende eski senaryoyu oynar
önce, matbaada mürettiplik yapmak, ciltçiliği öğrenmektir amacı, elleri yazmayı
reddetmek niyetindedir yine. Ancak iki sene oynayabilir topluyaşam içinde
üstlendiği rolü, dayanamaz, yayınevinin idaresine geçer. Fazilet Tacı’nın yazgısını taşıyan Üç Aylıklar adlı bir roman yazmış, bastırılmış olana bir şans daha
vermiştir. Demiray’a verdiği romanın yayınlanmasını engellemiş fakat
yakılmasını sağlayamamıştır. Yazısı ötekine ulaşmış, kendine-yazan
ötekine-yazan’a evrilmiştir. Demiray romanı saklamış, Kemalettin yazısının
öteki için de anlam verdiğini görmüştür.
Kemalettin 35 yaşında: Yavrutürk
Mecmuası’nda Cemil Cahit Cem ve Rakım Çalapala’nın rahle-i tedrisatından
geçen Kemalettin. Arif Bolat Kitabevi için hazırladığı pre-cosmopolitan yazılarla kalemini sivrilten yazarın, ötekine-yazan,
hem de kolay ve iyi yazan yazarlarla tanışıklığı. Kemalettin yazıdan utanmamayı
öğrenir mecmuada, yaşamı boyunca aldığı tek öğretimdir bu. Pardayyanlar’ı yeniden yazan Cem ve gitmediği köylerdeki görmediği
öyküleri anlatan Çalapala’nın kanatları altında çocuk romanları tefrika etmeye
başlar. Demiray kadınlara seslenen yazıları yasaklamıştır ona, o mecrada
kendisi seyretmek niyetindedir. Kemalettin çocuk iken tanımadığı çocuklara
söylemek zorundadır sözünü, hâlâ tanımadığı çocuklara. Bir gün sonrasını
hesaplamadan, günübirlik yazar tefrikalarını. Bastırılmış olanla topluyaşamsal
rol buluşsa da, tanınma korkusu içindedir hâlâ: İyi yazmaktan korkar,
ustalarının zanaatkârlığının kötü bir yansısıdır olsa olsa. O günlerde tarih
tekerrür eder, polis Kemalettin’e ihtar verir. Mümtaz komiser nasıl
sorgulanmışsa İttihatçılarca, Kemalettin de topluyaşamca sorgulanır. Yazgı
geçmişi, sivrilmenin tehlikesini anımsatır; iç savaş silah bırakışması
imzalamamıştır henüz.
Kemalettin 38 yaşında: Ardında tirajını 750’den 40.000’e
çıkardığı bir kadın dergisi, Cemil Cahit Cem usulü Fransızcadan yeniden
ürettiği metinler, en şaşırtıcısı, Demiray’ın yayınevinden basılmış romanlar
bırakmış bir erişkindir Kemalettin. Tanınmış olmaktan kaçınamayacağı gerçeğine
erişmiş bir erişkin. Romanlarını “Evin Romanları” serisinden bastırır, ev onun
için anahtar kavramlardan biridir hâlâ. O sene, Ayşe Hanım’la evlenir: Tek
özelliği, özelliksiz olmak olan bir kadın. Korku oradadır, ünlenmek silemez
geçmişi. Evliliği hakkında tek satır bilgi verilmez topluyaşama, bir sığınak
daha kazmıştır kendine. Evlendikten sonra kadınlara seslenen metinler yazmayı
tümüyle terk eder, kadınlara söyleyeceği her söz ötekine vereceği ipucudur
çünkü. Topluyaşam sadece polis olarak sorgulamaz, azgın sürü olarak kovalamaz,
okuyarak da izler ötekine-yazan’ı. Topluyaşamsal rol de kendisine yöneltilmiş
bir soru işareti, yakmak yeniden elzemleşen bir özdenetimdir artık.
Kemalettin 53 yaşında: Tanınan adam, yaşının olgunluğunu
yadsır, korkar topluyaşamsal rolünden. Türkiye Yayınevi’ni, yönettiği
dergileri, hatta yazmayı bile terk eder, Doğan Kardeş arşivine kaçar. Yazdığı
çocuklar denli acıklı bir iklimin hüküm sürdüğü dergide bir yıl saklanıp Hayat dergisinde Şevket Rado’nun
sekreterliğine ricat eder. Tam bir geri çekiliş, topluyaşamsal rolün
intiharıdır bu: Rado, onun romanlarını yerden yere vuran adamdır. Kemalettin
diptedir, kendinden geçme faslını tefrika etmektedir, yazılarını değil
ötekine-yazan olarak kendini yakmaktadır o günlerde. Öteki dışarıda
bırakılmakla yetinilmemiş, onunla teması sağlayan tek uzuv, yazı, kesip
atılmıştır bedenden. Çöpe atılanlar listesinde Fazilet Tacı ve sınıfsal kimliğin yanına yazınsal kimlik de
eklenmiştir.
Kemalettin 72 yaşında: Topluyaşamca fethedilen ihtiyar.
Kitaplarını toplu olarak yayınlama hakkını bir yayınevine satan Kemalettin, Hayat dergisinden emekli olur kendi
isteğiyle. Kendisinden yazmaması, yayınlamaması istenmiştir, yazısı hâlâ
küçümsenmektedir işyerinde. İşyerinden ayrılırken yaşamöyküsündeki tek
karşıduruşu becerir: Kazdığı sığınaklardan tek yıktığı, Hayat dergisindekidir. Ötekinin kendisine temasından çekinmeyecek,
parmakla gösterilmekten utanmayacak denli yaşlıdır artık. Önerilen
topluyaşamsal rolü memnuniyetle kabul eder, içli çocuk romanları yazarı olarak
kendi kendisini sergiler. İç savaşı yitirdiğinin ayırdındadır. Kendine-yazan’ı
yakar sonunda, kimliğin ölümünden sonraki güvenli sularda eğleşir. İmgeleşir,
saydamlaşır, yiter gider topluyaşamın içinde.
Kemalettin 88 yaşında: Her sabah daktilosuna kâğıdı takan,
körleşen gözlerini kullanmadan, sadece elleriyle yazan, zanaatının doruğunda
bir ihtiyar. Eserini ve kendisini horlayanlara kayıtsız, topluyaşamsal rolü ile
barışık bir Kemalettin. Sığınağı, o rol artık. “Ben ayrı bir çocuk edebiyatının
var olduğuna inanmıyorum,” diyecek denli dürüst. Kendine-yazan ile
ötekine-yazan’ı kavuşturmuş bir grafomanın itirafıdır yaptığı. Kunduracının Çocukları’nı bitirmiş, yeni
kitabına başlayacak olan ihtiyarın, kitaplardan ördüğü son sığınak.
Kemalettin 94 yaşında: Mezar taşında bir ad. Kemale ermekten
korkmuş adamın öteki ile eşitlendiği an. O mermer sığınağın ardında, yıllık
anma toplantılarından saklanarak, bedensel sakatlığı ile öpüştürdüğü
topluyaşamsal sakatlığından utanmadan yatıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder