1 Temmuz 2016 Cuma

MEDENİ HALİ: YAZAR

Kemalettin doğdu: Yıl 1902, İstanbul. Doğuştan sakattı, doğduğu köşkten uzaklaşamadı bu yüzden. Çengelköy’deki dededen kalma köşk onun hem sığınağı hem de hapishanesiydi. Şansı, ailenin sınıfsal üstünlüğüydü: Dede, Kızıl Sultan’ın mümtaz komiseri Faik Bey; baba, cephe gerisinde kalamayacak denli iyi asker; anne, çok güzel keman çalan bir ev hanımı. Topluyaşama adımını geç atan, sinir uçları keman sesiyle inceltilen bir çocuk; çoğaltılmış, yeniden üretilmiş sakatlık.

Kemalettin 6 yaşında: 31 Mart tezgâhı, İstanbul sokaklarında subay avı başlatmış. Çocuk, babasının “dincilerden” saklanmasını ilk anı olarak kazıyor belleğine. Kan kokusuyla azmış topluyaşamla yüzleşme, sığınağın dışındaki dünyayla ilk temas. Laboratuvar şartlarını alt üst eden bir rüzgâr, ötekinin acıtıcılığı ile yüzleşme. Hemen ardından dedenin İttihatçılarca sorgulanması: Siyasi iktidarın her yere soktuğu eli görmek, ev denen sığınağın duvarların ne denli ince olduğunu ayrımsama, konfor bölgesinin dayanıksızlığı, mutluluk denen mevhumun tehditlere açıklığı…



Kemalettin 13 yaşında: Baba Çanakkale’yi savunuyor, çocuk top seslerini dinliyor. Hiç okula gitmeyen, öğretimin eğesince taciz edilmeyen, zihnine setler çekilmeyen çocuğa defterler alıyor anne. Yazıyor çocuk hiç tanımadığı Lovecraft’la yarışırcasına. Bir defter, bir tane daha, üç, beş… Yıl boyu dolduruyor defteri hikâyeler. Tanıdığı tek dünyaya, ailesinin büyüklerine yazıyor çocuk. Denektaşı onların beğenisi, keman çalan anne ve kahraman babanın beğenilerinin kesişme noktası. Nedir, yazdığını beğenmemek, seslendiği çevrenin dışıyla konuşmaktan korkmak hastalığı o yaşlardan yakasında. Her yılsonunda yakıyor defterlerini; yazdığına ve dolayısıyla kendisine ulaşılmasından, dokunulmaktan, topluyaşamca keşfedilmekten, birilerinin onu başka birilerine göstermesinden uzak durmaya çalışıyor.



Kemalettin 25 yaşında: Çemberinden çıkmaya ilk heves, yazdığı Fazilet Tacı romanını Cumhuriyet gazetesine yollamak cüretini gösteriyor. Hemen ardından gelen o eski, tanıdık korku: “Romanımı lütfen çöp sepetine atınız.” O günlerde bir ilaç firmasında saklanmaktadır: “İlaç kutularını postanın kabul edeceği bir biçimde paketliyordum, ambalaj malzemesini de hesaplayıp üzerlerine yazıyordum. Eğlenceli bir işti.” İşinden mutlu bir Kafka, deyip geçmek var. Nedir, Max Brod’a gerek duymayan, özel yaşamını kaydetmeyen, hep dışarısını, kendisinden gayrısını yazan bir gençtir gördüğümüz. Fazilet tacını kendi başında görmek istercesine taşraya sürgün eder kendini. Yaman kırılmadır bu: Yurdu demir ağlarla ören kanun kaçaklarını istihdam eden bir İsveç şirketinde ambar memurudur Kemalettin. Çelişkiler yumağı bir işletmede kendi çelişkisini aşan/yeniden üreten bir “kendine-yazan”: Yaptığı iş eğlenceli değildir artık, çocukluğunda babasının peşine düşmüş topluyaşamla yüzleşen, onlara kendini sevdiren, sözünü dinleten, ne yazık ki, yazdığı tek satırı okutamayan, hatta bunu tahayyül bile edemeyen ikiyaşamlı.



Kemalettin 27 yaşında: Genç adam İstanbul’a dönmüş, Çengelköy’deki sığınağına kapanmıştır yine, yazmak ve yakmak berdevam. Öteki ile ilişkisi, Kadıköy’deki marangoz atölyesi: Yazdıklarını öteki ile paylaşmaya cesaret edemeyen Kemalettin, otuzlu yaşların eşiğinde marangoz çıraklığını giyinmeye cüret ediyor. Artık iç savaşın alanı bellidir: Yazdıklarını topluyaşama sunmamak, ürettiği alanda boy göstermemek için kendine en uzak üretime savrulmaya, sınıfını inkâr eden mesleklerde gün öldüren sakat imgesini giyinmeye razıdır. Nedir, ister istemez besler yazarlığını: Berlitz Mektebi’ne gidip daktilo öğrenir, daktiloyla yazılmış sayfaları yakma keyfini yaşamak için. Yetmez içindeki bastırılmışa verdiği şans, geridönüşsüz bir eyleme girişir: Sultanahmet’teki “Camlı Köşk” denilen kimya enstitüsünden Ligor Bey’in eski harfli kitabını yeni harflere çevirip para kazanır. Elma ısırılmış, kendine-yazan, kalemiyle para kazanmıştır artık. Tek adım kalmıştır yazarlığa, kendi ürettiği yazı karşılığında para kazanmak.



Kemalettin 30 yaşında: Hâlâ işsiz, belki de güçsüz yaşamını sürdüren Kemalettin’i Tahsin Demiray’la tanıştırırlar. Henüz Türkiye Yayınevi’ni kurmamış Demiray’la, sahibi olduğu Mektep Neşriyat Yurdu’nu yaşatabilmek için devlet memuriyetini sürdürmek mecburiyetinde olan, devlete sattığı emekle teşebbüs-ü şahsisini idame ettiren adamla. Hangisi Kafka’dır bu ilişkide hangisi Max Brod, tartışılır elbette; önemli olan birbirlerini bulmalarıdır. Başlayan yirmi küsur sene sürecek bir ilişkidir. Kemalettin’in yeni sığınağıdır burası; Cağaloğlu Çengelköy’ün yerini almıştır, köşkte değil matbaada gizlenerek bakacaktır ötekine. Yeni serüvende eski senaryoyu oynar önce, matbaada mürettiplik yapmak, ciltçiliği öğrenmektir amacı, elleri yazmayı reddetmek niyetindedir yine. Ancak iki sene oynayabilir topluyaşam içinde üstlendiği rolü, dayanamaz, yayınevinin idaresine geçer. Fazilet Tacı’nın yazgısını taşıyan Üç Aylıklar adlı bir roman yazmış, bastırılmış olana bir şans daha vermiştir. Demiray’a verdiği romanın yayınlanmasını engellemiş fakat yakılmasını sağlayamamıştır. Yazısı ötekine ulaşmış, kendine-yazan ötekine-yazan’a evrilmiştir. Demiray romanı saklamış, Kemalettin yazısının öteki için de anlam verdiğini görmüştür.



Kemalettin 35 yaşında: Yavrutürk Mecmuası’nda Cemil Cahit Cem ve Rakım Çalapala’nın rahle-i tedrisatından geçen Kemalettin. Arif Bolat Kitabevi için hazırladığı pre-cosmopolitan yazılarla kalemini sivrilten yazarın, ötekine-yazan, hem de kolay ve iyi yazan yazarlarla tanışıklığı. Kemalettin yazıdan utanmamayı öğrenir mecmuada, yaşamı boyunca aldığı tek öğretimdir bu. Pardayyanlar’ı yeniden yazan Cem ve gitmediği köylerdeki görmediği öyküleri anlatan Çalapala’nın kanatları altında çocuk romanları tefrika etmeye başlar. Demiray kadınlara seslenen yazıları yasaklamıştır ona, o mecrada kendisi seyretmek niyetindedir. Kemalettin çocuk iken tanımadığı çocuklara söylemek zorundadır sözünü, hâlâ tanımadığı çocuklara. Bir gün sonrasını hesaplamadan, günübirlik yazar tefrikalarını. Bastırılmış olanla topluyaşamsal rol buluşsa da, tanınma korkusu içindedir hâlâ: İyi yazmaktan korkar, ustalarının zanaatkârlığının kötü bir yansısıdır olsa olsa. O günlerde tarih tekerrür eder, polis Kemalettin’e ihtar verir. Mümtaz komiser nasıl sorgulanmışsa İttihatçılarca, Kemalettin de topluyaşamca sorgulanır. Yazgı geçmişi, sivrilmenin tehlikesini anımsatır; iç savaş silah bırakışması imzalamamıştır henüz.



Kemalettin 38 yaşında: Ardında tirajını 750’den 40.000’e çıkardığı bir kadın dergisi, Cemil Cahit Cem usulü Fransızcadan yeniden ürettiği metinler, en şaşırtıcısı, Demiray’ın yayınevinden basılmış romanlar bırakmış bir erişkindir Kemalettin. Tanınmış olmaktan kaçınamayacağı gerçeğine erişmiş bir erişkin. Romanlarını “Evin Romanları” serisinden bastırır, ev onun için anahtar kavramlardan biridir hâlâ. O sene, Ayşe Hanım’la evlenir: Tek özelliği, özelliksiz olmak olan bir kadın. Korku oradadır, ünlenmek silemez geçmişi. Evliliği hakkında tek satır bilgi verilmez topluyaşama, bir sığınak daha kazmıştır kendine. Evlendikten sonra kadınlara seslenen metinler yazmayı tümüyle terk eder, kadınlara söyleyeceği her söz ötekine vereceği ipucudur çünkü. Topluyaşam sadece polis olarak sorgulamaz, azgın sürü olarak kovalamaz, okuyarak da izler ötekine-yazan’ı. Topluyaşamsal rol de kendisine yöneltilmiş bir soru işareti, yakmak yeniden elzemleşen bir özdenetimdir artık.



Kemalettin 53 yaşında: Tanınan adam, yaşının olgunluğunu yadsır, korkar topluyaşamsal rolünden. Türkiye Yayınevi’ni, yönettiği dergileri, hatta yazmayı bile terk eder, Doğan Kardeş arşivine kaçar. Yazdığı çocuklar denli acıklı bir iklimin hüküm sürdüğü dergide bir yıl saklanıp Hayat dergisinde Şevket Rado’nun sekreterliğine ricat eder. Tam bir geri çekiliş, topluyaşamsal rolün intiharıdır bu: Rado, onun romanlarını yerden yere vuran adamdır. Kemalettin diptedir, kendinden geçme faslını tefrika etmektedir, yazılarını değil ötekine-yazan olarak kendini yakmaktadır o günlerde. Öteki dışarıda bırakılmakla yetinilmemiş, onunla teması sağlayan tek uzuv, yazı, kesip atılmıştır bedenden. Çöpe atılanlar listesinde Fazilet Tacı ve sınıfsal kimliğin yanına yazınsal kimlik de eklenmiştir.



Kemalettin 72 yaşında: Topluyaşamca fethedilen ihtiyar. Kitaplarını toplu olarak yayınlama hakkını bir yayınevine satan Kemalettin, Hayat dergisinden emekli olur kendi isteğiyle. Kendisinden yazmaması, yayınlamaması istenmiştir, yazısı hâlâ küçümsenmektedir işyerinde. İşyerinden ayrılırken yaşamöyküsündeki tek karşıduruşu becerir: Kazdığı sığınaklardan tek yıktığı, Hayat dergisindekidir. Ötekinin kendisine temasından çekinmeyecek, parmakla gösterilmekten utanmayacak denli yaşlıdır artık. Önerilen topluyaşamsal rolü memnuniyetle kabul eder, içli çocuk romanları yazarı olarak kendi kendisini sergiler. İç savaşı yitirdiğinin ayırdındadır. Kendine-yazan’ı yakar sonunda, kimliğin ölümünden sonraki güvenli sularda eğleşir. İmgeleşir, saydamlaşır, yiter gider topluyaşamın içinde.



Kemalettin 88 yaşında: Her sabah daktilosuna kâğıdı takan, körleşen gözlerini kullanmadan, sadece elleriyle yazan, zanaatının doruğunda bir ihtiyar. Eserini ve kendisini horlayanlara kayıtsız, topluyaşamsal rolü ile barışık bir Kemalettin. Sığınağı, o rol artık. “Ben ayrı bir çocuk edebiyatının var olduğuna inanmıyorum,” diyecek denli dürüst. Kendine-yazan ile ötekine-yazan’ı kavuşturmuş bir grafomanın itirafıdır yaptığı. Kunduracının Çocukları’nı bitirmiş, yeni kitabına başlayacak olan ihtiyarın, kitaplardan ördüğü son sığınak.



Kemalettin 94 yaşında: Mezar taşında bir ad. Kemale ermekten korkmuş adamın öteki ile eşitlendiği an. O mermer sığınağın ardında, yıllık anma toplantılarından saklanarak, bedensel sakatlığı ile öpüştürdüğü topluyaşamsal sakatlığından utanmadan yatıyor.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder