Öyle sıradan ki yüzü, yetenek olmasa ikinci kez dönüp bakma
isteği uyandırmaz. Ama öyle sıradan ki yüzü, istediği şekli verebileceği bir
hamule elinde. Son demlerinde değil gövdesini, sesini bile kullanmadan, sadece
yüzüyle, hatta bir çift gözle oynamayı başarabilmesi bu yüzden.
Alt dudak hafif sarkmış, gövde hep bir sarsaklıkta, değişen kostüm, bir de aksan: aynı oyunculukla hem aklı kıt olanı hem de çarıklı erkânı
harbi kotarabilmiştir. Rolün içine yerleşir ve hiç gerek duymaz fazladan bir
mimiğe. İşte bu yüzden mimiğe başvurduğu anda her rolün altından kalkar: yaşlı
ve gudubet acuzeler dâhil. Şaşırılmaz, en uç rolleri sıradanlaştırmasına.
Hepsinden önce meddah elbette: yediden yetmişe, kadın –
erkek her tipi tek bir mendille yaşar kılma özelliğine sahip. Bir mendil, beyaz
ve tülbent olabilecek kadar büyük. Katlayıp cekete yerleştir ve beyefendi ol ya
da burup boynuna tak peşkir niyetine ve kahveci çırağı ol: bir mendille
billurlaşan oyunculuk.
Küçük mutluluklar peşinde koşan insanın yüzü bu, ne yazık,
günümüzde artık ufku dar diye eleştirilen. Şaşkın bakar en iyi tanıdıklarına
bile, her an yenidir onun için, belki bundan dolayı sevinir ve aynı anda her
tür belaya saplanır nefes alır gibi.
Bir gülümsediğinde içten, işte o zaman, nasıl da yakışıklı
olur. Ama hep treni kaçırmış, hatta nerdeyse yetişecekken geç kalmış adamın
bakışları yüzünde.
İçinde bir palyaço var, gizlemek için pek de uğraşmadığı:
öyle güldürür ki, birden hüzünlenir izleyen, gülmek zorunda kaldığı
çaresizliğin türküsüdür.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder