Nasıl bakar: Bir yandan sevgi var o gözlerde, sıcacık, gel
birlikte oturalım günbatımına karşı diyen; beri yandan kaygı, nasıl olsa biri
gelip çomak sokacak yuvarlanıp gidişimize diyen, hatta bundan emin.
Her şeyin farkındadır, dünya nasıl döner kendini kale
almadan, bilir. Bilir bilmesine de, elinden bir şey gelmez. Akşam serinini bile
bekleyemez, çömelir bir ağaç gölgesine, toprağın güneş altında kavruluşunu
seyreder: kendi hayatıdır baktığı, sorsan anlatamaz ama bilir.
Anlatır belki: gözlerinin içine bakar insanın, sessiz,
feraseti karşısındakinden umarak.
Ummak demişken: umut yeter mi değiştirmeye? Beklesen değişir
mi dünya? Asıl bu soruya karşı dilsizdir. İsyan yoktur lügatinde, ağaç
gölgesine çekilmekle fazla cesur davrandığına inanır, nerde kalmış diklenmek.
Bir çocuğun başını okşayabilir, aynı şefkatle toprağı
belleyebilir ama bu da bizim umudumuzdur. Hep aynı hata: İnsandan değil
beklentimiz, yazgıdan!
Konuş desen anlatacak: aksakallı dede yağmur duasına gelmiş
köye, askerliğinde görmüş büyük şehri, eh bir de, kaşlarını görüp âşık olduğu
yavuklusu. Görebildiği tüm dünya, şimdi gölgesine sığındığı ağaca tırmandığı
çocukluğunda gördüğünden ibaret, ince dallardan bakabildiği uzaklık hayalinin
sınırı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder