28 Ağustos 2011 Pazar

ROMA YAZILARI - 3

Hiçbir kıyıya bağlanmayan bir köprü, bağlamından koparılmış bir yapıt olarak nitelenebilir mi? Yapım nedenini yitirmiş, sadece görülmek için var olan bir yapı. Tarihsel anlamı bugünden “bakılarak” yaratılıyor! Bir kıyıya bağlansa, belki de, köprülük vasfı bugünkü denli göz önünde olmayacak. Roma’da, tarihle bugün arasındaki ilişkinin en vurucu imgesi.

23 Ağustos 2011 Salı

ROMA YAZILARI - 2

fotoğraf: yekta majiskül
1.
Sanat yapıtı ya da kült olarak kabul edilen nesneler, çoğunlukla değerli olduğu varsayılan maddelerden imal edilirler. Bu maddelerin değerleri de zamana-doğaya dayanıklı olmalarından kaynaklanır: Altın, tunç, mermer…
Roma gibi, sanat yapıtlarının devlet düzeneğinin ihtişamını kanıtlamak amacıyla bol keseden imal edildiği yerleşim yerlerinde şöyle bir sorun başgösterir: Zaman içinde sanat yapıtının imal edileceği maddelerde kıtlıklar yaşanabilir. Mermer bulunamaz, altın elde edilemez ya da yerleşim yerine ulaştırılması giderek zorlaşır ve pahalı hale gelir.
fotoğraf: yekta majiskül
Bu durumlarda sanat yapıtını üretmek için yeni bir maddenin kullanılması, inanılması güç bir zihniyet devrimi gerektirir. Oysa sanat yapıtının imalinde kullanılan maddeler, sadece toplumsal onaşmayla belirlenmiştir, geleneğe bağlılık dışında onları koruyan bir kalkan yoktur.
Neron’un çılgın olarak nitelenmesini, belki de bu bağlamda düşünmek gerekir: Ünlü imparator sanat yapıtlarını, kült olarak kabul edilen nesneleri yok etmekle geleneğe, iktidarın simge olarak kullandığı üzerinde onaşma sağlanmış maddelere saldırmıştır.

2.
Sanat yapıtının imalinde kullanılan madde kıt ise, eski sanat yapıtlarını yeni yapıtlara madde olarak kullanmak amacıyla yok etmek ise, özellikle Roma’da kullanılan bir yöntemdir. Ünlü Konstantin Zafer Takı, Konstantin’in kendi devrinden önceki sanat yapıtlarını parçalayarak elde ettiği mermerler sayesinde inşa edilmiştir örneğin. Bu yöntemi, bir sanat yapıtını alıp başka bir bağlama oturtma olarak tanımlamak mümkün değil elbette.
Nedir, şu da sorulabilir: Bambaşka bir bağlamdan koparılıp, yine karşılıklı onaşma ile kült düzeyine yükselen nesneleri nasıl değerlendireceğiz?
Filmlerden de bildiğimiz, Roma’yı ziyaret eden hemen herkesin görmeden edemediği Gerçeğin Ağzı, bildiğimiz rögar kapağından başka bir şey değilken, nasıl olmuş da bir dini mekânın kapısında, tüm dünyanın inandığı kült bir sınama nesnesine dönüşmüştür?

3.
Roma’da karşılaşılan diğer bir yöntem de, başka coğrafyaların sanat yapıtlarını, hatta o kültürlere has kült nesneleri taşıyıp getirerek kenti zenginleştirmek.
fotoğraf: yekta majiskül
 Vatikan Müzeleri dünyanın dört bir yanından getirilmiş (haydi adını koyalım, yağmalanmış!) nesnelerin sergilendiği bir yerdir. Dini saygıyı bile bir işletme değeri olarak ziyaretçisine sunan bu kurumun, elinde tuttuğu nesnelerin gerçek sahiplerinin itirazlarına verdiği yanıt, Berlin’in Türk müzelerine verdiği yanıt ile aynıdır: “Siz bu nesneleri bizim denli iyi koruyamazsınız, biz dünyanın kültür mirasını koruyoruz!”
Uygarlık inceltse de, doğa yasası geçerli: Güçlü olanın küstahlık yapma hakkı var.

fotoğraf: yekta majiskül
4.
Roma gibi kentlerde dolaşırken şunu asla unutmamalı: Bizim geçmişi düşünüp zihnimizde canlandırdığımız gibi, geçmiş de bugünü düşünür ve zihninde canlandırmaya çalışır. Her bireyin ve her toplumun geleceğe dair öngörüleri, hatta hayalleri vardır. Roma o devasa sanat yapıtlarını sadece o günkü ihtişamını sergilemek amacıyla oluşturmamış, kendi imgesini gelecekteki tüm kuşaklara iletmek için de çalışmıştır. Anıtlar dikildikleri gün değil, gelecek zamanda anlamlarını üretirler.