10 Temmuz 2016 Pazar

PORTA NİGRA'YA DAİR

Bir büyük kara kule, Avrupa’nın ortasında dikilen. Basübadelmevti sıradanlaştıran geçmişiyle orada duruyor: Sur kapısından inziva mekânına, ibadethaneden müzeye sayısız yeniden doğuşun öznesi. Belki bu yüzden, umuru değil yöresinde yaşananlar, o kendi yazgısını yaşamaktan gayrısıyla ilgilenmiyor.

fotoğraf: yekta majiskül

Bir şehre girmek her zaman maharet ister. Yine de bu kapı garip bir giriş noktası. Surlarından ayrı düşmüş çünkü, onları terk etmiş zaman içinde. Açıl susam açıl desen, gülüverir yüzüne: zaten açık, kimsenin geçişini engellemeyen, varlık nedenini yitirmiş bir kapı o. Ama beri yandan, ölümsüzlüğünü fark etmeni bekliyor senden, hatta talep ediyor. “Duvarlar dayanamadı zamana ama ben buradayım,” diyor vakur duruşuyla.

fotoğraf: yekta majiskül
Kapı: sadece girmek için değil çıkmak için de var. Kurulduğu gün belliydi içerisiyle dışarısı. Şimdi o kadar emin miyiz? O kapıdan ne yana bakılsa şehir görülüyor çünkü. Pekiyi, umurunda mı kapının?
fotoğraf: yekta majiskül
Duvar dediğin, taştan mürekkeptir: harflerin kelimeleri oluşturması misali. Ama bu taşların sadece kapıdan geçerken görünmesi ve başka hiçbir yerde kendilerini belli etmemeleri manidar değil mi?
fotoğraf: yekta majiskül
Bu kapıdan geçsen, sonra yanından dolaşıp bir daha geçsen, hatta birkaç kez yinelesen bunu, sen de kapıyı kandırmaya çalışsan, belki yüzüne vursan kapı olarak öldüğünü ve artık başka bir şey olarak yaşadığını. Yapsan bunu, bir toz olsun koparabilir misin taşlarından?
fotoğraf: yekta majiskül
Bu kapıdan geçenler dilek tutar mı?
fotoğraf: yekta majiskül
İçinin karası yüzüne vurmuş insanlardan çekinmek gerektiği söylenir, acaba taş için de söylenebilir mi bu? Yaksa hamdım, piştim, oldum diyen bilgenin gizil gururu mu bu kapkara renkten sezilmesi gereken. Nedir, yekpare bir karalık değil kapıya hâkim olan. Kapı, kendisine önyargıyla bakanı kandırmaya girişiyor hemen, aklındaki ile gördüğünü çelişik uçlara savuruyor bir çabuk.
fotoğraf: yekta majiskül
Işık bir öyle bir böyle, bulutlarla centilmenlik anlaşması imzalamış sanki. Her geçen an başka bir yüzüyle bakıyor insana. Binyıllık taştan meddah olur mu, oluyor işte.
Bir dönem Aziz Simeon burada inzivaya çekilmiş. Güvercin gurklamaları, taşlar arasında oyalanıp geçen rüzgâr ve elbette şehrin gürültüsü: yalnız kalamayan, sesle kuşatılmış bir münzevi. Bu açıdan Çölün Aziz Simeon’una ters açıdan bakıyor. Ama neden bakmasın, Çölün Simeon’u kalabalıktan kaçarken, Porta Nigra’nın Simeon’u makam elde etmek için koşarak geliyor çılgın kalabalığın içine.
fotoğraf: yekta majiskül
Bir el çırpışı, taş duvarlarda yankılanan. Sessiz kalınamaz burada.
fotoğraf: yekta majiskül

İçinde durduğunda, dışarının aydınlığı nasıl uzak görünüyor. Yunus Peygamber çaresizliği: Tükürülmeyi bekleyen bir safra gibisin o anda, yabancılığını ta derinden hissediyorsun, artık insan soyuyla alıp vereceği kalmamış bir yapının içindesin. Seni lütfen buyur ediyor ve kendi yaşamıyla kıyaslandığından ancak zerre kadar değerin olduğunu yüzüne vuruyor.
fotoğraf: yekta majiskül
Ne var ki, şehri keşfedip tekrar önüne geldiğinde, bu kez kapı bakacak yüzüne alaylı bir gülümsemeyle: “Neleri koruduğumu görüyorsun değil mi?” diye soracak. Kapıdan bir sfenks, sorduğunu yanıtlaması kolay olmayan.
fotoğraf: yekta majiskül
Bir büyük kule, kara ve küstah, kendi ölümsüzlüğünü yaşıyor orada.
fotoğraf: yekta majiskül


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder