26 Şubat 2013 Salı

MEZARTAŞINA DAİR


Mezartaşı, ölünün ardından çıkarılmış bir surettir. Ölümün ardından, evrende oluştuğu varsayılabilecek boşluk için kotarılmış yeni bir hacim. Mezartaşı, geride kalanlar için bir imgedir: Gidenin yerine konulabilecek, onu temsil edebilen, o güce sahip bir somutluk. Evet, gidenin artık yok olduğunu çağrıştıran ama bakıldığında var olduğu günleri de anımsatan. Bu bağlamda, mezartaşı çift anlamlıdır: Hem varlığı hem yokluğu işaret eder.
fotoğraf: yekta majiskül
Mezartaşı, başucuna dikilir, ayakucuna değil: Yere dokunan değil göğe uzayan organın yanına. Mezartaşı toprağa dönüşün değil göğe yükselişin imgesidir. Temsil ettiği toprağa giren gövde değil göğe yükselen ruhtur. Mezartaşının dikildiği yer, aşağı değil yukarı doğru yolculuğun başladığı yerdir.
fotoğraf: yekta majiskül
Mezartaşı başına giden, kimin huzurundadır? Ölenin bedeni mi, ruhu mu, yoksa tüm bunları düzenleyen Tanrı mı? Orada okunan dua kime sunulmuştur, Tanrı’ya değil mi? Pekiyi, mezartaşına giden, Tanrı’nın huzuruna gittiğini söyler mi ya da duasını ederken, ölen ve Tanrı arasında nasıl bir ilişki kurar zihninde?
fotoğraf: yekta majiskül
Mezartaşının başına giden, ölenin ölmeden önce doldurduğu hacmin kendisi için önemli olduğunu ilan etmektedir. Artık yok olan o hacim değerini korumaktadır. Unutulmamıştır. Ölenin yok oluşu sonucu yiten hacim, mezartaşı ile ikame edilir.

BUGÜNE DİRENMEK


Neden oturmaktadır Marx ve neden yanıbaşında dikilmektedir Engels? Acaba aralarında bir hiyerarşi mi söz konusudur? Üstelik neden başka yöne değil, eskiden Batı Berlin olan kapitalizm adasına doğru bakmaktadır bu ikili?
fotoğraf: yekta majiskül
O sosyalizm günlerinde nasıl göründüklerini, hele Demokratik Almanların onları nasıl algıladıklarını bilemem elbette – sorsak, anımsayan kalmış mıdır? Ne var ki, şimdi ancak vakur denebilecek bir halde, hâlâ onurlarını korumaya çalışan düşkün asilzadeler gibi görünüyorlar.
İnsan ikircikleniyor elinde olmaksızın: Bu izlenimi, herkesin eşitliğini vazeden, böylesi soyluluk görünümlerini yadsıyan adamlara yakıştırmak doğru mu?
fotoğraf: yekta majiskül
Doğal olarak, başka bir marksiste, üstelik ne denli reddetse de soyluluk sanına sahip bir marksiste gidiyor düşünce: Visconti’nin Leopar filminde, kapitalizmin üzerine çığ gibi çöktüğünü pekâlâ fark eden asilzade de bu heykeller gibi bakmaz mı geleceğine?
Ne yazık ki, bu heykeller geleceğe değil geçmişe de bakmaktadırlar: çünkü yapılış amaçlarından uzaklaşmışlardır artık. Bizim elimizden gelen, onlara hüzünle bakmaktır sadece.

5 Şubat 2013 Salı

DİCK VE DELİLİK



Philip K. Dick’in dediği gibi:

İnsanın sanrılara bel bağlaması gerekmez, insan başka yolları da izleyerek aklını oynatabilir.