31 Ocak 2013 Perşembe

ŞÖVALYEYE DAİR - 3


Şövalye kaybeder: Kaybetmek yazgısıdır çünkü. Hikâyelerine inanmayan tek bir kişi, yeldeğirmenlerinden de çetin bir düşmandır onun için. O kişiye rastladığı anda, gerçekliğin duvarına da toslar.


Mecburdur ricat etmeye, ne yazık ki, sığınabileceği hikâyeler ülkesi tükenmiştir artık.

ŞÖVALYEYE DAİR - 2


Şövalye bir şehre girer: Hâlâ girilebilmektedir şehirlere, yeni bir yer görmenin heyecanı duyulabilmektedir. Bellekteki hikâyeler çoğalmakta, hikâyenin ayrıntıları zenginleşmektedir. Şehre girilebilmektedir o demlerde, çünkü şehirlere uzaktan bakmak mümkündür.


Şehre uzaktan bakılır ve hayal kurulur. Şehre dair efsaneler gelmiştir ziyaretçinin kulağına, geri kalan boşlukları uzaktan bakarken doldurur. O şehir duvarlarının ardında, görmeye aç ziyaretçi için hâlâ mahrem birkaç şey kalmıştır.


Bir tepenin üzerine çıkmak ve şehre uzaktan bakmak: Hâlâ mümkün mü? Değilse, o şehre dair hikâyelerin içinde yaşamak da mümkün değil, usu yarılmış bir şövalye olsan bile…

ŞÖVALYEYE DAİR - 1


Şövalye konuşur: Hiç durmadan hikâyeler anlatır uşağına. Yol alırken anlatır, dinlenirken anlatır, hatta gece bile anlatır, hikâyeler uykunun önüne geçer. Şövalyenin yeldeğirmenine saldırması, aşikâr us yarılmasının içinde debelenmesi ya da var olmayan bir kadına acıklı aşkı değildir önemli olan, dursuz duraksız konuşması, hikâye anlatmasıdır.


Ne var ki orada, hemen yanı başında uşak bulunmasa, şövalye kime anlatacaktır hikâyelerini? Dinleyicisi olmayan, alıcısına ulaşmayan hikâyeler, altı üstü hezeyandır. Demem o ki, şövalye uşağına mahkûmdur.

Köy köy dolaşan, bir köyden işittiğini diğer köyde anlatan hikâyecilerin ne farkı var şövalyeden? Belki şu: Onlar hikâyelerine inansalar da, kendilerini hikâyelerinin içinde yaşamaktan alıkoymayı becerebiliyorlar.

30 Ocak 2013 Çarşamba

OYUNUN SPORA ÜSTÜNLÜĞÜ



Oyun izleyici için oynanmaz, izleyici için oynanan spordur. Kural sınır hak getire, oynayan eğleniyorsa, oyunun izleyici tarafından anlaşılmamasının ne önemi var?

BİR ŞEHİRDE KAYBOLMAK


Bir şehirde kaybolmak güzeldir, iyi de, her şehirde kaybolmak aynı mıdır? Kendi şehrinde kaybolmak ile tanımadığın bir şehirde kaybolmak farklı mıdır?

Önüne çıkanlara şaşırabildiğin sürece, gerçekten kaybolmuş sayılabilir misin?

Bir de şu: Bir şehir gerçekten senin şehrin olabilir mi?