Anadilinde yazamamak, gündelik yaşamda o dili kullanamamak.
Benzer yazgıyı yaşayanlardan Cioran, bir mektubunda hâlâ anadilini kullanan
arkadaşına şöyle yakınır: “Nerdeyse sitemi andıran bir sorunuz beni bilhassa
şaşırttı. Bir gün kendi dilimize dönme niyetinde olup olmadığımı, ya da, elimde
olmayan ve asla elime geçmeyecek bir kolaylıkla kullandığımı zannettiğiniz
diğer dile sadık kalmayı dileyip dilemediğimi öğrenmek istiyorsunuz. Bu ödünç
alınmış ağızla; bütün o düşünülmüş ve tekrar düşünülmüş, nâmevcutlaşacak kadar
ustaca inceltilmiş, nüansın zulmü altında beli bükülmüş, her şeyi ifade etmiş
olduğundan ifadesiz kalmış, kesinliğiyle ürkütücü, yorgunluk ve edep yüklü,
kabalık derecesinde ketum sözcüklerle ilişkilerimin hikâyesini size
ayrıntılarıyla anlatmak, bir kâbus metnine girişmek olur. Bir İskit’in bu
sözcüklere alışmasını, açık anlamlarını kavramasını, onları titizlik ve
dürüstlükle kullanmasını nasıl beklersiniz? Bitkin zarafeti başımı döndürmeyen
tek bir sözcük bile yok.” Bu müşteki Cioran, hemen bütün eserlerini Fransızca
yazmış, Fransız üniversitelerinde ders vermiş bir Romendir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder