11 Temmuz 2016 Pazartesi

GÜZEL ADAMLAR GÜLDESTESİ - 11

Garip ama kötü adamı oynamışlığı var: Yılmaz Güney’in hayatını karartan bir katil, kadın düşkünü bir desiseci. Nasıl da inandırıcı, devam etseydi Turgut Özatay’ın tahtını sarsardı.


Uzun boylu şaşmamalı: yıllarca gazetelere çizgi romanlar çizmiş grafik ustası, üçüncü sayfa haberlerinden bu çizgi romanlara senaryo kotaran öykücü ve amatörlüğü fersah fersah aşmış ressam. Kompozisyon yaratmanın binbir çeşidini deneyen adamın, her rolün altından kalkmasını irdelemek abesle iştigaldir.

İyi adam sanıldığında bile, bir yanıyla kötü adamlığa göz kırpar: patrona başkaldırmasını beklersiniz, maaşının peşinde sessiz kalır ama sorgulanmadan gelip geçer kaypaklığı. Çünkü doğaldır, yaşamın gerektirdiği gibi davranır, dolayısıyla inandırıcılık sorunu yoktur. Fuzuli yüklerden arınmış, imge değil oyuncu olarak oradadır.


Belki bu yüzden, esas oğlanın yanında bir ağırlık merkezi oluşturabilir. Ahmet Mekin gibi esas kızı fethedip gidemez ama Münir Özkul gibi pür sarsaklıktan ibaret bir kukla olarak da kalmaz.


Rastlantı değil elbet: Başrol oyuncusunun fotoğrafını çekmek deyince, boynunda kamerası emre amade bekler.

Bir turnusol kâğıdı da sarhoşluktan: Karısına kan yetiştiren Ekrem Bora’ya kan oturmuş gözlerle engel olmaktan milyonluk ceketi bir şişe şarap parasına eskiciye satmaya, başkasında günah olacak işleri, en azından affedilir kılmıştır.



Başrole milim kaldığında, hele yeteneğinin farkındaysan, içini çekip kendi payına düşen rolleri oynamak nasıl bir evliya sabrıdır, hiç düşündünüz mü?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder