Bir baba bakışı, daha çok da sesi. Nedir, fiziksel olmaktan
çok ruhani baba; zaten en hatırlanır baba rolünde en beceriksiz, en dayanıksız
baba değil midir: Gurbete çıkış amaçlarından tekini bile gerçekleştiremediği
gibi, kutsayıp durduğu ailesinin parçalanmasını izlemekten ötesi gelmemiştir
elinden.
Oysa kötü adamları da var heybesinde, kaşının inip kalkması
kadar kolay deri değiştirenlerden. Mimiği fuzuli kılan yüzlerden onunki: kalın
damarlı somakiden bir büst. Al bu kaideden diğerine oturt, bir abide
azametiyle mekânı doldurur. Oysa görünmeden önce belli değildir dolduracağı
boşluk, ancak o varken farkına varılır doldurduğu alan ve gözden yittiğinde
kolayından unutulmaz o boşluğun bellekteki izi.
Babalığı biraz da şuradan: Genç olamayanlar kabilesinden o
da, Orhan Çağman misali. Kır bıyıklarıyla orta yaşlı doğmuştur.
Rakı da içer, içer içmesine ama küçücük çay bardağında, kadeh gösteriş olur çünkü.
Biraz duruştan biraz tavırdan, önce kafasıyla belirir, her
an cepten çıkarılacak kareli bir mendille teri sıvazlanacak gibi duran bir
kafa. O kafa sallanır kimi zaman, ayraç yerine de ikame edilen okuma gözlüğü
yardımıyla Kuran okuduğunda örneğin. Elbette eskiyazıdır okuduğu ama anlar mı
o kelamı, yürekten inanır mı, yoksa babalık duruşunun kaygısıyla mı yapar bunu?
Galiba bir kendisi bilir.
Oysa elinde tespihi, sırtına attığı ceketiyle kahveye gelip
nargile fokurdattığında kuşkuya yer kalmaz: İşte şimdi atasından babasından
gördüğünü yineleyen ve inandığını milim değiştirmeden yaşayan adamdır.
Kimseye müdanasının olmadığı bir filmlerden belli bir de
ölümünden: Darülaceze’de, tek başına, belki sadece o tespihle yarenlik ederek.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder