26 Eylül 2013 Perşembe

RESSAM MALSKAT'A DAİR

Lübeck Almanya’nın güzel şehirlerinden biri, tarihi yüzyıllar öncesine dayanan. Şehrin simgelerinden biri de, St. Marien Katedrali. II. Dünya Savaşı’ndaki hava bombardımanları, tıpkı Köln ya da Dresden gibi, Lübeck’i de yerle bir etti. Harap olan şehirde katedral de büyük hasar gördü, kullanılamaz hale geldi.


Hikâyenin buraya kadarki bölümü handiyse sıradan olarak nitelenebilir. Hikâyenin çekicilik kazandığı yer, Katedralin içindeki Gotik bezemelerin işe karışmasıdır. Sanat tarihi açısından büyük önem taşıyan bu bezekler de bombardıman sonucunda parçalandı. Hatta kilisenin tamamen çökmemesi için Gotik bezemeli sütunların altına çelik gamalı haçların payanda edildiği rivayet edilir.

Dünya Savaşı sona erip de Konrad Adenauer liderliğindeki Federal Almanya yeniden ayağa kalkmaya çabalarken, elbette sanat tarihi açısından önemli simge yapılar da unutulmadı, hele bu yapılar dinsel açıdan da önemliyse eller pek çabuk tutuldu. Lübeck’teki Katedral de yeniden yapım programının öncülerindendi. İşte burada hikâyenin başrolü devreye girer: Ressam Lothar Malskat.

Malskat sanat eğitimi almamış taşralı bir ressamdı. Büyük savaş öncesinde de St. Marien Katedrali’nin restorasyon çalışmalarında görev almış, sonradan itiraf ettiğine göre “sanatının” ilk örneklerini Katedral duvarlarına o günlerde nakşetmişti.

Malskat kimsenin görmesine izin vermediği çalışmasıyla Katedraldeki Gotik bezeme ve resimleri restore etti. Alman devletinin deneyimli ve külyutmaz şansölyesi Adenauer, Katedralin inşasının yedi yüzüncü yılında yeniden ibadete açılış törenine katıldı ve Malskat’ı çalışmalarından dolayı tebrik etti.
Hikâyenin tepe noktası da burada başlar: Malskat Gotik sanat eserlerini restore etmenin kıyısından bile geçmemiş, düpedüz kendisi resmetmiştir. Gotik üslubu kullanan ama kendi imgelerini duvara işleyen bir sanatçıdır Malskat.
Örneğin Madonna’yı mı resmedecek, hemen en sevdiği film yıldızı Hansi Knoteck’in yüzünü konduracaktır oraya. Giderek hayal gücünü tamamen serbest bırakır ve Katedralin inşa edildiği dönemde Avrupa’da henüz bilinmeyen hindiyi dini resimlere motif olarak katar.
Hansi Knoteck
İnsan gariptir, Malskat yaptığı işten hem para hem ün kazanmasına, hatta adına pullar basılmasına karşın vicdan azabından kıvranmaya başlar. Yaptığının dinsel değerlere saygısızlık da içeren bir sahtekârlık olduğuna inanan Malskat kendi kendisini ihbar eder.

Hikâyenin en şaşırtıcı noktası da burada belirir: Anlı şanlı sanat tarihçileri başta olmak üzere kimse Malskat’a inanmaz. Katedraldeki resimleri inceleyen uzmanlar, gördüklerinin yedi yüzyıl önce yapılıp restorasyondan geçen eserler olduğuna dair raporlar verir.

Çaresiz kalan Malskat yanına bir avukat alır, her tür hukuki yola başvurup kendi sahtekârlığını kanıtlamaya çabalar. Nihayet yaptığı resimleri nasıl “eskittiğine” dair gizli yöntemini de itiraf eder. Ancak bu aşamadan sonra, anlı şanlı uzmanlar resimlerin sahteliğini “fark ederler”.
Hikâyenin sona yaklaştığı nokta: Malskat da, ona bu restorasyon işini bulan taşeron da küçük cezalarla yargılama sürecinden sıyrılırlar. Gotik sanatın uzmanları, hele hele külyutmaz şansölye Adenauer elbette sorgulanmaz bile. Olan Malskat’ın duvarlara nakşettiklerine olur. O dönemde fotoğrafı çekilip kayıtlanan tek tük örnekler hariç, Malskat’ın tüm yapıtı Katedral duvarlarından kazınır.

Hikâyenin sonu: Malskat “kariyerine” hapis cezasını tamamladıktan sonra da devam eder. O sırada, Adenauer ve Demokratik Almanya’daki muadili Ulbricht, Almanya’yı başarıyla iki devlete böler. Günter Grass’ın yıllar sonra öfkeyle yazdığı gibi, o sahtekârlık dolu ellili yıllarda tek yargılanan sahtekâr, Malskat olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder