Artık anlamını yitirmiş bir fiil: Kitap yazmak.
Anlamsız, birincisi yazarlık meşgalesi anlamında, çünkü metinler yazılmıyor,
diziliyor günümüzde. Diyelim ki üç beş romantik ya da muhafazakâr yazmakta
direniyor, hatta mürekkepli kalemleri geçtim, kurşunkalemlerini kalemtıraşla
açmayı sürdürüyorlar. İşte burada ikinciye gelip dayanıyoruz: Bir meslek olarak
kitap yazma işi.
Kitapların sayısız kişiye ulaşması önemlidir elbette,
nerden bakılsa bilginin tüm topluma yayılmasını kolaylaştırır bu – elbette
bunun da bir önerme, doğruluk payı taşısa da sadece bir önerme olduğunu
unutmamak kaydıyla! Ne var ki, kitabın yazarı ile okuyucu arasında basım
işleminin olması başka bir durumdur, kitabın yazanının olması bambaşka bir
durum.
Nasıl yazarın üslubundan, kimlik belgesi gibi metinden
metne taşıdığı tarzından, vazgeçemediği kelimelerinden söz edilebiliyorsa,
kitabı yazanın da üslubundan, tarzından ve kelimeleri yazışından söze
girebiliriz.
Aynı metnin iki değişik yazanın kalemiyle kâğıda
dökülmesi, nerdeyse iki ayrı yazarın kitabının okunduğu duygusunu
uyandırabilir.
Bir de şu: Yazarın yanlışını geri alması, metnin
tashihi her zaman mümkündür mümkün olmasına da, yazanın üslubunun tashihi
mümkün müdür?
Unutmamalı: Elyazması kitaba bakarken, gördüğümüz nesne
iki ayrı sanatçının eseridir, yazarın olduğu kadar yazanın da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder