16 Eylül 2013 Pazartesi

KİTABIN YAZILIŞINA DAİR

Artık anlamını yitirmiş bir fiil: Kitap yazmak. Anlamsız, birincisi yazarlık meşgalesi anlamında, çünkü metinler yazılmıyor, diziliyor günümüzde. Diyelim ki üç beş romantik ya da muhafazakâr yazmakta direniyor, hatta mürekkepli kalemleri geçtim, kurşunkalemlerini kalemtıraşla açmayı sürdürüyorlar. İşte burada ikinciye gelip dayanıyoruz: Bir meslek olarak kitap yazma işi.
Kitapların sayısız kişiye ulaşması önemlidir elbette, nerden bakılsa bilginin tüm topluma yayılmasını kolaylaştırır bu – elbette bunun da bir önerme, doğruluk payı taşısa da sadece bir önerme olduğunu unutmamak kaydıyla! Ne var ki, kitabın yazarı ile okuyucu arasında basım işleminin olması başka bir durumdur, kitabın yazanının olması bambaşka bir durum.
Nasıl yazarın üslubundan, kimlik belgesi gibi metinden metne taşıdığı tarzından, vazgeçemediği kelimelerinden söz edilebiliyorsa, kitabı yazanın da üslubundan, tarzından ve kelimeleri yazışından söze girebiliriz.
Aynı metnin iki değişik yazanın kalemiyle kâğıda dökülmesi, nerdeyse iki ayrı yazarın kitabının okunduğu duygusunu uyandırabilir.
Bir de şu: Yazarın yanlışını geri alması, metnin tashihi her zaman mümkündür mümkün olmasına da, yazanın üslubunun tashihi mümkün müdür?
Unutmamalı: Elyazması kitaba bakarken, gördüğümüz nesne iki ayrı sanatçının eseridir, yazarın olduğu kadar yazanın da.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder