Devasa bir gövdedeki
enerji yumağıdır, patlamaya hazır değil, çoktan patlamış ama tükenmesine
sonsuz zaman olan. Her şeyi büyüktür: boyu posu, elleri, burnu, gözleri, hele
öfkesi…
Sık tekrarladığı bir
harekettir alamet-i farikası: Yumruğunu sıkıp hasmının suratına uzatır, hatta
yaslar burnuna. Tehdidi bile şiddet doludur, üstelik tehditle yetinmeyeceği
aşikârdır. Kadındı çocuktu dinlemez, sille tokat girişir aniden, açık ve yakın
tehlikedir bu anlamda.
Kötülük fiillerinin tayfı
da alabildiğine zengindir: şantaj yapar, eziyet eder, sakatlar, yaralar, gözünü
kırpmadan öldürür, hatta emanet gelinin ırzına göz koyar… Bir başına kötülük
antolojisidir.
Nedir, her şeyi büyüktür
ya, yüreği de büyüktür. O sıkılı yumruğun ardında, istediğince serpilememiş
gürbüz bir çocuk vardır, bir öksüz kavrukluğuyla kıvranan. Sille tokat
girişmese zavallılara, onlarla birlikte kaldırıma çöküp ağlayacaktır, kötülük
etmeye ara verdiği anda feleğe isyan eden çaresiz görünüverir suretinde.
İşte bu yüzden, yaşlandıkça
babacan komiser ya da düşkün bitirimliğe evrilebilmiş, yüce gönlünü sergileyen
bir adama dönüşmüş, handiyse Kadir Savun olup çıkmıştır.
Bu anlamda, onu en açık
betimleyen rolü Çakırsaraylı’dır. Kalkışacağı işin kötü olduğunu bilen, içten
içe vicdan azabı duyan ama ister cahillik belası deyin ister çaresizlik, ötesi
de elinden gelmeyen bir eşkıyadır o.
Ama tam da kalıbının
eşkıyasıdır!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder