"Ölüm, kesinlikle mantıksız bir şey, Kaptan!"
28 Şubat 2015 Cumartesi
GÜZEL ADAMLAR GÜLDESTESİ - 5
Eğilip birbirlerine selam veren ahşap evler arasında,
elinde tüttürülmesi unutulmuş bir sigara, tefekküre dalmış yürüyen bir adam. Akla
gelen gelmeyen her sorumluluğu sırtlanır of demeden.
Kafasına dar gelen kasketi ve meşin ceketiyle Çiçek
Abbas’a arka çıkan şoför de oydu, çakmak çakmak gözleriyle. Sadece susarak
ve yalansız dolansız dimdik bakarak doğru bildiğini yaptırır.
Aşk üçgenlerinin evrensel dengesini bozan adam:
Yakışıklı olana tercih edileceği rüyasını gördürdü bize, hepimiz dönüp yürüdük
onun gibi, güzel kızın peşimizden geleceğini umarak.
Üçgen geometrisi yeniden kurulsa da, denklem
alabildiğine yanlıştır: Sevgi mi emek mi diye sormak başkasının işidir, sen
ikisini de vermişsen karşındakine. Ne o ne öteki der, yürür gidersin seni seçmesini
umarak. Ne var, gizliden gizliye, gelmeyeceğini adın gibi bilerek.
Orhan Çağman’ın tam tersi: Yürür, yürür ama daima uzağa
doğru.
GÜLÜNESİ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 5
Keloğlan’dan İbiş’e, hatta Kemal Sunal’ın Şaban’ına dek
süren çizgi: Akılsız görünen iyi, sonuçta mutlaka kötüyü yener; çünkü içinde,
derinlerde bir yerde gizlenmiş kurnazlığa sahiptir. Ama ya kurnazlıktan
payını almamışlar, o nasipsizler?
Güzel kızı ne kadar çabalasa elde edemeyen, daima esas
oğlana kaptıran nişanlı hep odur. Ola ki tarihin akışında mucize kabilinden bir
kısa devre gerçekleşsin ve güzel kızla bir kaza eseri evlensin. Emin olun, tez
zamanda bir yakışıklı gelip alacaktır kızı elinden.
Ne aile ne işyeri ne de bir ucundan diğerine tek sigara
içiminde yürüyebileceğiniz mahallede iktidar sahibidir. Hep emir alır, kendini
parçalasa gereğini yerine getiremeyeceği, çoğu ondan başkasına buyrulmayacak
anlamsız emirler. Tek bir istisna ile: O küçük mahallede berberken Sami
Hazinses’e emir verir, eğer buna iktidar denebilirse!
Operada mazisi var, kulak verince farkına varılacak
güzel bir bariton sesi de. Ne yazık, hafif bir operette kullanacağına, takma
bıyıkla Hitler taklidi yapmakta kullandı sesini.
Düğün salonlarında, çay bahçelerinde dolaştırdı sarsak
gövdesini, yapışık kardeşi Sami Hazinses’le birlikte. Sonrası, beceriksizlik
üzerine kurulmuş hikâyeyi taçlandıran bir ölüm: Mahallenin Muhtarları dizisinde
rol teklif edilince, hatırlandığına sevinip kalp krizi geçirdiği söylenir,
yüreği mutluluğa katlanamayan bir adam olarak.
GÜZEL ADAMLAR GÜLDESTESİ - 4
Görüntüden çok ses, tarazlı bir ses: Mırıldanma ile
söylenme arasında, kulak vermeden geçilemeyecek bir tını.
Yönetmenlikten, ışıkçılıktan, dekor boyacılığından
oyunculuğa geçenler vardır ama kamerayı kullanırken oyuncu olan bir tek o,
üstelik ortayaşı ferahfeza geçmişken. Belki bundan, ilk rolünden itibaren
görmüş geçirmiş adam oldu gözümüzde.
Çalışırken de, keyif çatarken de, racon keserken de
oturur hep. Aferin çekerken bile çatık kaşlarıyla bakar karşısındakine. Hareket
etme gereksinimi olmayan, ağırlığını durmasından alan, suskunluğunda hikmet
aranan adam.
Berber radyosunda çalan türkü misali: sustuktan nice
sonra anlaşılır yokluğu. Varken bilinmez değeri, kaybedildiğinde bile hakkı
verilmez, yavaştan farkına varılır o sesin çekip gidince bıraktığı sessizlik.
Güzel adamların ortak paydası: Rakı içmeleri şiir okur
gibidir. Bodrum sahillerinde denize bakıp demlenirken Baki’den beyitler
mırıldanır ya da belki Tarancı’dan: Öldük, ölümden bir şey umarak…
27 Şubat 2015 Cuma
GÜZEL ADAMLAR GÜLDESTESİ - 3
İnanılacak şey mi: lakabı “Tayyare”,
futbol oynarken en yüksekte o vururmuş kafayı, oysa hep yaşlıdır gözümüzde.
Bir yanıyla emsalsiz kötü
adamlardan: tefeci de oldu, üfürükçü de. Kaşını kaldırıp indirir gibi rahat, nur
yüzlüden taş kalpliye geçerken. Çürük dişlerini kırpık bıyıkları altından
göstermesi bile şaibeli: Torununu dizinde hoplatan dedenin gülümsemesi de
olabilir bu, para kokusu almış definecinin sırıtması da.
Ne var, hep bizim mahallenin
adamı, istese de nezih muhitlerde köşe kapamaz. Kötü adamlığı da köşedeki
camiden öteye geçmez, ancak kendisi gibi zavallı faytoncuları dolandırır.
Rakıyı ince bellide,
şarabı su bardağında içer. Kadeh tutamaz ama işret sofrasında pekâlâ tespih
çeker masa altından. Pilaki-peynir adamı; meze dedin mi, gramofondan Sadettin
Kaynak. Bu resimdeki tek eksik: filtresiz Birinci, o gün yevmiyeyi doğrulttuysa
Gelincik.
İhtiyar heyetinin ilk
sırasında yazılı adı. Yok, mahalleye hizmet için değil, muhtara kıyak olsun
diye.
GÜLÜNESİ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 4
Bir kara kuru adam,
güldürmese yüzüne bakılmayacak. Sinema tarihimizin en büyük şakası belki: o
çirkinlikle o güzel kadınları aynı cümlede buluşturmak akıl işi mi?
Ahmet Rasim eski zaman
kabadayılarını resmeder gibi betimler yazdıklarıyla. Metin Akpınar epeyce
bozmuştur o imgeyi ama işi karikatüre vardıran bu yolunmuş horoz misali kabaran
adamdır: Böbrek taşı düşürür gibi ikiye katlanmış gövde, çarpık bacaklara
nazire kanatlanmış kollar, bakışımsızlığı çoğaltan mimikler.
Mimikler demişken: Olur da
gerçek yaşamdaki ciddi haline denk gelen varsa, o limon ekşisi suratı rol
sanabilir. Öyle giyinmiş ki makyajsız palyaço suretini, kendisi kalmamış
ortalıkta.
Zeki elbette, üstelik
mürekkep yalamış cinsinden. Verin Pirandello’yu ya da Brecht’i, cebinden
çıkarsın zor karakterleri. Keşanlı Ali Destanı’nda, idare lambası karanlığında
bir Sipsi oynamıştır.
Peki, neden o Astronot
Zühtü rolleri? Ne yazık ki zekâsının farkında, yeteneğinin de: Başka türlü
nasıl esas oğlan olacaktı? O çarpık gövdenin balıketi kadınlara sulanmasıyla
koşuttur hikâyesi.
GÜLÜNESİ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 3
Hangi gözüyle görür
şaşılar? Ne yanda koşup gider dünya, ya göremediği taraftaysa?
Arkadaş’ta bir vaha kurmuş
kendisine. Zerzevat bahçesine çit çekince, şatoda ikâmet ettiğini sananlardan. Dün
birlikte açlık çektiklerini çitin dışında bırakıp küçümser, derdi yetiştirdiği
üç hıyarı zengin birine satmak. Satmak ve ucuza bir fötr şapka edinmek taç
misali takmak için.
Set emekçisi yıldız
oyuncuyu seyredemez doya doya. Burnunun dibindeyken uzaktır esas oğlana, çünkü
gözü kulağı yönetmenin vereceği emre amadedir. Bu yüzden set emekçileridir en
çok heves eden oyunculuğa ve bu yüzden en çok onlar bilir kameranın kıymetini,
Danyal Topatan’dan İhsan Gedik’e dek.
O fötr şapka ve set
emekçiliği bir potada eriyince, hiç gülmek gelmiyor insanın içinden. Oysa tam
bir kifayetsiz muhteris gördüğümüz. Kifayetsiz muhteris ama kifayetsizliği az
muhterisliği fazla.
Kahvede en köşe masayı seçer oturmak için, o zaman bakın gözlerine.
21 Şubat 2015 Cumartesi
GÜZEL ADAMLAR GÜLDESTESİ - 2
Dev bir eşkıyadır kimi zaman, dağbaşında kükrediğinde
yeri göğü inleten. Nedir, asıl ustalığı o Âdem ejderhası adamın boynunu
yatırması, küçülmesi, kavruk bir zavallıya dönüşebilmesidir, üstelik inandırıcı
olarak.
Bir çırpıda sayılacak kötü adamlıkları var, hemen peşi
sıra gelen dolandırıcı halleri. Yine de, bellekte kalan görüntüsü o yakada değil,
burada: Kötüyken bile gönül ferahlığıyla sırtını dönebileceklerinden.
Bir erken ölenler kervanı var, sadece genç yaşında
ölenler değil. Zamansız ölümler, insanın içinde şu ukdeyi bırakan: Kim bilir
daha neler gösterecekti bize? Her göründüğünde yarattığı yoksunluk, derinde
tortulaşan acı bundan, bizim bencil açlığımızdan.
Pehlivan’daki usta demirci misali: kelimeleri
gereksinmeden ama sağlam duruş. Örsteki malzemeyi döven çekicin sesi
kulaklarda, kimine gürültü kimine müzik.
Vazgeçmenin, mücadele edeceğine küsüp gitmenin en güzel
hali. Zaman önünden dere çağıltısıyla akıp gitsin, sen oracıkta oturup
çakıltaşları fırlat suya. Varsın bir tek o kalsın senden miras: Az mıdır?
Değildir.
17 Şubat 2015 Salı
TAŞLAŞMIŞ ORMAN'A DAİR
Canlı ölür ve toprağın altına girer. Sonra çürür. Ama çürümezse?
Biçim değiştirir ve bambaşka bir şey, diyelim abide olarak yaşamaya devam
ederse? Gün gelip yeniden toprağın üzerine çıkar, sonsuz bir yaşarlık
kazanırsa?
fotoğraf: yekta majiskül |
Orman mı, taş mı demek nasıl da zor: Balta girmemiş
kararsızlık ummanı!
fotoğraf: yekta majiskül |
Karar vermek zor. Bir isyan, yazgıya başkaldırma, ölüme
direnme seziliyor, yine de öznenin kim olduğunu tereddütsüz söylemek mümkün
değil: Ağaç mı bu özne, taş mı?
fotoğraf: yekta majiskül |
Doğanın yazgıyla çekişmesinin yarattığı şaka: Burası
ormansa neden çıplak yanıyor güneşin altında? Ege’de Anadolu bozkırına
rastlamak ne garip.
fotoğraf: yekta majiskül |
Güneş, her şeyi farklı gösteren. Bulutlu günde,
yağmurda, hele bu iklimde mümkünse kar altında nasıl görünür burası? Birkaç kez
görmeden, her ışıkta incelemeden ne diyeceğini bilemediğin bir yer.
fotoğraf: yekta majiskül |
Bu ormanın simgesi: Big Mama, yani Koca Ana. Orman alanının
handiyse ucunda, dev bir kalıntı. Ad, kararsızlığı perçinliyor: düpedüz
anaerkil gönderme. Çağrışımlar dünyasına doğurganlık kavramı da giriyor
böylece.
fotoğraf: yekta majiskül |
Kaça Ana tam delisaraylı: Neriman Köksal gövdesinde
Aysel Gürel renkleri. Beri yandan, bir de kırılıp kısalmasa şu Koca Ana, o
gövdeyle kim bilir nasıl uzun olacaktı boyu, düşünmeden edemiyor insan.
fotoğraf: yekta majiskül |
Dokunmak, asıl turnusol kâğıdı: Elini değdirdiğin,
güneşte ısınmış, hatta kızmış olsa da taş soğukluğu.
fotoğraf: yekta majiskül |
16 Şubat 2015 Pazartesi
SON KEZ SAMSA'DAN DOLAYI - ŞİMDİLİK
Dönüşüm’ün
ilk baskısının kapağı, Kafka’nın yazdığı metni nasıl gördüğüne işarettir. Çünkü
yayıncısı Kurt Wolff’a mektup üstüne mektup yazmış, kapakta kullanılacak
illüstrasyonu nerdeyse tarif etmiştir: Samsa’nın, hele böcek olarak, kapakta görünmesini
kesinlikle men etmiştir yayıncısına.
Dönüşüm,
Gregor Samsa üzerine değil, oğlunun insanlıktan çıkmasından dolayı ne
yapacağını şaşıran baba üzerinedir.
HÂLÂ SAMSA'DAN DOLAYI
Dönüşüm’ün son dönem baskılarında,
Samsa’nın sureti süsler kapakları. Bu kapaklarda da Kafka – Samsa özdeşleştirmesi
öne çıkar.
YİNE SAMSA'DAN DOLAYI
Sayısız maddeleşmesi var
Gregor Samsa’nın.
Siyah beyaz kadar renklisi
de.
Yuvarlak hatlara sahip
olanı da var, tam tersi de.
Tahmin edilebilir olandan
şaşırtıcı olanlara dek; gerçekten sayısız.
Yine de bir sorun var
sanki: Gregor’la Franz fazla içiçe.
Hangisinden diğerine
gidiliyor, bilmiyorum ama Samsa ve Kafka, aynı fotoğrafın arabı gibiler.
Flaubert, “Madam Bovary
benim!” demişti, o konuda uzun boylu düşünmeden karar verenlere diyecek söz yok. Nedir,
Kafka hiçbir yerde ne dedi ne de yazdı şunu: “Gregor Samsa benim!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)