Evlerin de seslerinin
olduğu yıllardı, o sesler de hazin miydi?
O eski, ahşap evlerden bir
ses yayılırdı sokağa, artık tamamen unuttuğumuz. Sese boğulmuş sessizlik
günlerinde, ancak konuşarak güldürebiliyorlardı seyirciyi, bir de yüzlerini
şekilden şekle sokarak.
Esas oğlan yancıları
arasında belki sadece o gerçekten ayakbağıdır. Diğerleri hiç olmazsa aklını
kullanıp beceriklilik gösterileri yapar ama o… Tam iş üzerindeyken bile dönüp
bakılması, kollanması, her ne yaptıysa düzeltilmesi gereken bir adamdır. Bu anlamıyla,
gerçekten fetiş, her ne olursa olsun cepte taşınan.
Bir de güzel fotoğraf
çektirir ki! Yanında yöresinde esas oğlanlar, bıçkın kötüler, ona dudak büken aşüfteler
olmadığında bayağı yakışıklı bakar objektife. Dev gövdeler ve baskın
karakterler ortasında boşa caka satan adamın dramı: takımın en uzunu olduğu tek
rolde payına Avarel olmak düşmüştür.
Kendisince bestekârlığı, şiir değilse bile güfte yazmışlığı var: ruhu ince. Yüzüne değirmen taşı misali yerleşmiş gözleri velfecri okumak zorunda, yoksa güldürmez ama ağlatır, aç kalırdı. Eh, hikâyenin sonunda, kimseyi güldüremediği kalabalık ve gürültülü yıllarda, açlık sınırına dayanmıştı.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder