Canlı ölür ve toprağın altına girer. Sonra çürür. Ama çürümezse?
Biçim değiştirir ve bambaşka bir şey, diyelim abide olarak yaşamaya devam
ederse? Gün gelip yeniden toprağın üzerine çıkar, sonsuz bir yaşarlık
kazanırsa?
| fotoğraf: yekta majiskül |
Orman mı, taş mı demek nasıl da zor: Balta girmemiş
kararsızlık ummanı!
| fotoğraf: yekta majiskül |
Karar vermek zor. Bir isyan, yazgıya başkaldırma, ölüme
direnme seziliyor, yine de öznenin kim olduğunu tereddütsüz söylemek mümkün
değil: Ağaç mı bu özne, taş mı?
| fotoğraf: yekta majiskül |
Doğanın yazgıyla çekişmesinin yarattığı şaka: Burası
ormansa neden çıplak yanıyor güneşin altında? Ege’de Anadolu bozkırına
rastlamak ne garip.
| fotoğraf: yekta majiskül |
Güneş, her şeyi farklı gösteren. Bulutlu günde,
yağmurda, hele bu iklimde mümkünse kar altında nasıl görünür burası? Birkaç kez
görmeden, her ışıkta incelemeden ne diyeceğini bilemediğin bir yer.
| fotoğraf: yekta majiskül |
Bu ormanın simgesi: Big Mama, yani Koca Ana. Orman alanının
handiyse ucunda, dev bir kalıntı. Ad, kararsızlığı perçinliyor: düpedüz
anaerkil gönderme. Çağrışımlar dünyasına doğurganlık kavramı da giriyor
böylece.
| fotoğraf: yekta majiskül |
Kaça Ana tam delisaraylı: Neriman Köksal gövdesinde
Aysel Gürel renkleri. Beri yandan, bir de kırılıp kısalmasa şu Koca Ana, o
gövdeyle kim bilir nasıl uzun olacaktı boyu, düşünmeden edemiyor insan.
| fotoğraf: yekta majiskül |
Dokunmak, asıl turnusol kâğıdı: Elini değdirdiğin,
güneşte ısınmış, hatta kızmış olsa da taş soğukluğu.
| fotoğraf: yekta majiskül |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder