Eğilip birbirlerine selam veren ahşap evler arasında,
elinde tüttürülmesi unutulmuş bir sigara, tefekküre dalmış yürüyen bir adam. Akla
gelen gelmeyen her sorumluluğu sırtlanır of demeden.
Kafasına dar gelen kasketi ve meşin ceketiyle Çiçek
Abbas’a arka çıkan şoför de oydu, çakmak çakmak gözleriyle. Sadece susarak
ve yalansız dolansız dimdik bakarak doğru bildiğini yaptırır.
Aşk üçgenlerinin evrensel dengesini bozan adam:
Yakışıklı olana tercih edileceği rüyasını gördürdü bize, hepimiz dönüp yürüdük
onun gibi, güzel kızın peşimizden geleceğini umarak.
Üçgen geometrisi yeniden kurulsa da, denklem
alabildiğine yanlıştır: Sevgi mi emek mi diye sormak başkasının işidir, sen
ikisini de vermişsen karşındakine. Ne o ne öteki der, yürür gidersin seni seçmesini
umarak. Ne var, gizliden gizliye, gelmeyeceğini adın gibi bilerek.
Orhan Çağman’ın tam tersi: Yürür, yürür ama daima uzağa
doğru.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder