18 Şubat 2011 Cuma

ARZU FİLM İÇİN YAPBOZ - 4

Göründüğü anda dikkatleri çeken bir suret onunki. Patlıcan burun, ne denli değişik biçim verilseler de hep yanlış taranmış saçlar: Üzerinde çalışılmış bir çirkinlik.
Ağırlık ağızdadır her daim: Histeri eşiğinde gülüşten kenar mahalle şirretliğinde büzülüşe. Türk sinemasında dudak mimiğini en iyi kullanan oyuncu – hele dudaklarını titretmekten gayrısını yapamayan Türkân Şoray’ın yanında. Nedir, bu başarı onun gözlerinin ırakta kalmasına, handiyse yitmesine neden olmuştur. Giyindiği kimliğin bakışını üretmekte usta oysa.
Gözleri nasıl ağzının gölgesinde kalmış ise, yansıttığı kadın kimliği de imgesinin ardında gizlenegelmiştir. Güldürücü olduğu yadsınamaz elbette: Evde kalmış kız kurusu ya da azgın bakire onun bedeninde etlenip butlanmıştır. Ne kendinden önceki Suna Pekuysal gibi esas kız kuyruğu ne de kendinden sonraki Perran Kutman gibi libido azmanı.
Onunki gerçek bir karşı cins özlemidir.
Yanılsamayı yaratan da budur: Oynadığı filmlerde gülünesi çirkinliğine rağmen dokunulabilir tek kadın odur, çünkü gerçektir. Muazzez Tahsin romanlarından, ağdalı Yeşilçam melodramlarından beslenen aşk düşüncesinin çarpık bebeği: Küçük bir ev, iyi bir koca ve çocuklara cinselliği de ekleyebilen tek figür.
Şaştığım şu ki, onun bu talepkârlığı hiç de sonuçsuz kalmaz. Ya arzuladığı gibi bir koca bulur ya da ileride anımsayıp iç çekeceği bir aşk yaşar – pek de temiz olmayan cinsinden.
Bu işleyişin istisnası olarak, Namuslu’yu öne sürmek mümkün. Nedir, o filmde Adile Naşit kötü kadını oynuyordu. Bu bile, Eğilmez’in her şeyi ters yüz etmek amacında olduğunu kanıtlar.
Vahşi cazibenin gerçek sahibi.
*
**
“Oğlan kızı şaaptı!”
*
**
Briyantinle ters yöne taranmış, yine de kentli olamamış saçlar. Yakın zamanlarda güreştiği Doğulu rollerini geçin bir kalem: Ezelden ebede Kayserili.
*
**
“Biz bir eşeklik ettik, geçmişimizi unuttuk…”
*
**
Burlesk oyunculuktan tunçdan abideye evrilmiş oyuncu. Elleri, ayakları, tüm gövdesiyle devinen, her eklemi bir ortaçağ özgürlüğünde derebeyliğini ilan etmiş oyuncu iken önce gözleriyle, sonunda salt keliyle oynamıştır: Topluyaşamca kabul görmüş, iyiye giden oyunculuk mesleğinin, bedende göstergelenen yükselişi.
Utanmaz bir kötü adamdır en başında: Ahlaksızdır ve ahlaksızlığıyla övünür – Turgut Özatay fotoğrafının arabı. Övüngenliği, ahlaksızlığının en tepesine diktiği bayraktır. Tek başına övünmesi bile, diğer ahlaksızlıklarının toplamını döver. Giderek kendi varlığının içini boşaltan bir övüngenliktir sergilediği: Kiremitleri tuz buz etmekten cinselliğini matkap sanan raptiyeye!
Cezasını bulmasının nedeni ahlaksızlığı değil, kendi kendisini yalanlayan dilidir. O dil tutulduğunda, pepemeleştiğinde, kötü adamı oynayamaz zaten. Kötü adamın içini boşaltmak için dile gereksinimi vardır. İyi adamı oynadığı filmlerde daha az, hep daha az konuşur – eşkıya, konuşmamayı seçen kadına tutkundur.
Kötülükten iyiliğe giden yol, onun oyunculuğunun da yoludur. İyi oyuncu olduğu kabul gördükçe, pür olumlu kimliklerle kesişir mesleği. Düğüm noktası, Namuslu’dur: İyi iken kötü, kötülüğü seçtiğinde iyi sanılan adam; iki ters bir düz arası haraşo!
Nedir, pür olumlululaştıkça kendi bedenini hapse sokar: Olumluluğun abartılmış hâli de bu dünyadan geçmeyi, heykelleşip durağanlaşmayı gereksinir. Dramı burada biçimlenir: Seçtiği yol aşağıdan yukarıya, olumluya olduğu denli, buradan oraya, insanlardan uzağa da götürür onu.
*
**
“Yaptım ama hele bir sor; niye yaptım?”

1 yorum: