18 Şubat 2011 Cuma

ARZU FİLM İÇİN YAPBOZ - 3

Kendisinden önce bıyığı görünür, konuşan bir bıyık. Nasıl görünmesin; gövdesi sabittir her daim, seyyar olan başı ve bıyığıdır. Gövdesinin sabitliği giyiminde şahikasına varır: Komiser değilse eğer, hep aynı ince çizgili lacivert takım elbise vardır üzerinde – adamlık giysiye ihtiyaç duymayan adam.
Yürüyüşünde bile durağanlık gizlidir; yalnızca sinirlendiğinde serileşir, o anda bile en canlı organı bıyığıdır. Yürüyüşü sermayenin yürüyüşüdür. Yere sağlam basar; gelen bir mülkiyet kalesidir, yolunu değiştirmez, karşısındakinden çekilmesini bekler. Bekleyişini doğal bir hak olarak algılar ve sunar.
Bıyığının uçları aşağıya iner mi?
Topluyaşam içindeki ayrıcalıklı yerinin ayırdındadır. Kendi mevkiinde olmayanlara iyi davranması, gerçeği gizlemez: En yakınlarına verdiği ceza, onları aşağıdakilerin yanına sürgün etmektir. İşi veren odur, alma keyfiyeti de onundur: İş kâh havuç olur eşeğin önünde, kâh ceza!
Ailesine sevgisi bir mülkiyet rengi de içerir bu yüzden: Koşulsuz itaat edildiği sürece babacan, hatta sevecen. En küçük karşıduruşta baba yiter, kükreyen işveren uyanır derinlerden; her daim iktidarına tehdit bekleyen bir tavşan uykusudur işvereninki. Bu ataerkillik ve işverenlik bütünleşmesi, bir filmden diğerine sürüklediği rollerde hiç değişmez. İster çiftçi olsun ister fabrikatör, elle tutulur şeyler üretir; taşra fotoğrafçısını saymazsak eğer, hizmet ürettiği görülmüş değildir.
Tıpkı ürettikleri gibi, elle tutulur şeyler bekler: Torun ister, pipisi elle tutulabilecek erkek torun!
Hazcıdır utanmazca: Yemeyi sever, çeşidi az yemek acı veren cezadır gözünde. Yemeğini yapmaz, tabağına koymaz, başkalarından bekler. Üretim tezgâhını kurduğu anda, sonsuza dek sürecek bir bekleme anını yaşamaya başlamıştır: Kendisi adına üretmelerini, kendisi adına devinmelerini bekler, yapmazlarsa şaşırması bundandır.
Tarifsizce beceriksiz bir bıyık.
*
**
“Ben sizi İstanbul’a hayta olasınız diye mi yolladım ulan?”
*
**
Bedeni mahpushanesi: Kısa boy, çarpık bacak, sıradan yüz. Güdüklük yazgısı. Dramı bedeninde şekilleniyor: Işıkları üzerinde toplayanın çıkıntılarını vurgulayan vasatlık pay(an)dasını kurmak onun görevi oluyor hep.
Zekâsına diyecek yok oysa: Güdük Necmi de Ramazan da kıyıcı uyanıklardandır. Eğer vasatzekâ gözüküyor ise, yanındakilerin de zekâlarından şüphe etmeye başlayabiliriz. Kayserili dört kardeşin zihnî melekelerini, ona bakarak boy sırasına sokmak mümkündür.
Salt o filmlerle sınırlı değildir dramı. En küçük olmak, oyunculuk mesleğini de sakatlamıştır: En küçük olanı oynayamayacak denli yaşlandığında, kapabildiği rollerin sayısı da azalmıştır kaçınılmaz olarak.
*
**
“Fesin nerde Şaban?”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder