1. KENAR: GÜZELLEME
Rüyanızda ölmüş kedinizle ölmek üzere olan babanızı birlikte gördüğünüzde hissettiğiniz acı duygu: Kemalettin Tuğcu.
Mafya hesaplaşmalarına bulaşmış bir üvey babadan Tuğcu’yu tanıyanların şaşılığına acırım hep. Evet, yangın yeri arsalarını, Erenköyündeki yıkık konak müştemilatlarını, demirci ustalığının geçer meslek olduğunu anımsadığımızı söylüyorsak, biraz da onu okumamızdandır, belleğimize güvenmemizden değil. Yok, acıyı yazardı ama onun üvey babası bile ailesini peşinden sokaklara dökecek kadar gaddar değildi galiba. O İstanbul’da mafya da yoktu zaten; üvey babalar en fazlasından evi yoksulluğa mahkûm edebilirlerdi: O konağın bahçesine, bir Arap bacının yanına ya da demirci ustasının dükkânına sürgündü en büyük felaket.
Bir yandan Şövalye Pardayyan beri yandan Tuğcu ile kuşatılmış bir çocuğun evreninde yer eden hasletlerin en büyüğü nedir: Acımak, daha doğrusu acıyabilmek. İlle bir neden gerekli değil acıyabilmek için. Bu kuşatmada büyüyen çocukların kimisi sokak kedisi romantizmini, hiç Tuğcu okumadığına adım gibi emin olduğum Kayahan’dan önce keşfettiler; kimisi uzaktan sevmenin aşkların en güzeli olduğunu şarkılardan önce öğrendiler; kimisi daha Kropotkin adını duymadan, belki de bu adı hiç öğrenmeden Etika’yı okudular.
Haydi, rahat bırakalım çağrışımları: Baltanın sapının baltadan mühim olduğunu söyleyebilmek, köylü yatağının sertliğine meftunluk, para denen başbelasıyla kurulan sevgi-nefret salıncağı, Kezban güzelliğiyle Deniz ilericiliğini bitiştirme ülkücülüğü... Hepsini geçin bir yol. Ben bir dil profesörünün deniz kabuğu boyayıp satarak mutlu yaşayacağını öğrendim Tuğcu’dan.
Yazı mı tura mı diye sorup da kendi kendine, başarısızlığa uğradığında bir daha atma numarasına yatamaz Tuğcu kabilesini oluşturanlar. Evet, farkındayım kabile dediğimin. Belki az önce andığım Pardayyancılar kabilesi gibi şapkalarının tüyleriyle yerleri süpürmek hevesine kapılmaz Tuğcu kabilesi. İçleri gider, yapamazlar. Selam vermenin adabından ayrılmayı, kendini penaltı için yere atmayla bir tutarlar. Arif “Erdem”, Tuğcu okumamıştır belli ki, okusaydı babasından kalma maharetli çakıyla tamir etmeye çalışırdı o haksız penaltıları. Emin olun becerirdi; Tuğcu kabilesinde ödüllendirilen tek şey, gayrettir.
Kasketinin deliklerini gazete parçalarıyla kapatan köylüleri de nemli bodrumlarda ince hastalığa kapılıp eriyen sarı saçlı mavi gözlü kızcağızları da görmedim, tanımadım ömrü hayatımda. O karakaş karagöz tamirci çıraklarını da yıllar sonra şarkılardan öğrendim, pikaba içli şarkılar takıp dinlemeyi öğrendiğim gibi. Ama öğrendiklerimi unutamam; Tuğcu’dan öğrendiğim hiçbir şeyi unutamadığım gibi. Eski bir dostun dediğince:
“Bizi Kemalettin Tuğcu mahvetti.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder