24 Temmuz 2012 Salı

LAL KAFKA

Durkheim’ın anlayışına göre, bir toplumun dağılmaması için elinde tutmak zorunda olduğu ortaklaşa değerler vardır. Bunlar sadece ahlaki olanlarla sınırlı değildir, ortaklaşa olduğu mantıksal olarak kabul edilmiş değerler de vardır.
Akla hemen sınıfsal dayanışma ve toplumu belirli bir denge halinde tutan sınıflar arası çekişme gelebilir. Nedir, bu denge halinden önce bulunması gereken olgu, dildir. Toplumun sınıfları ve tabakaları aynı dili değişik anlamlar yükleyerek konuşuyor olabilir. Bunun da ötesi, XX. yy başı Prag’dır. Prag’da o dönemin sınıfları iki farklı dil konuşmaktaydı: Almanca ve Çekçe.
Kafka bu durumun sakıncalarının farkındaydı: Anasından uzak düşmüş bir çocuk gibiydi Almancası, çünkü Prag’daki Almanca konuşan azınlık Alman kültüründen beslenmek için fazla taşradaydı. Üstelik Kafka henüz yaşarken, kullandığı dil öldü: Çekoslovakya Cumhuriyeti’nin resmi dili, doğal olarak, Çekçe idi. Kafka’nın konuşabildiği ama mektupları dâhil hiç yazmadığı bir dil. Yaşamının son yıllarında Kafka'nın dilsiz olduğu bile iddia edilebilir.
Kafka’nın içinde doğduğu, yaşadığı, öğrenim gördüğü Prag, yıkılmaya mahkûm bir toplumdu: Gösterişli binalardan, taşın görkeminden oluşmuş bir şehir. Taş kaldı, toplum değişti.
Günümüz Prag’ının Kafka’yı kabullenmesinde, hatta şehrin simgelerinden biri olarak kullanmasında biraz olsun kaypaklık var: Kafka gelir getirir, dolayısıyla toplumun bekası için uzlaşılan bir ortaklaşa değerdir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder