Fotoğraf, ilk bakışta yalın: Bir cüce Christian Dior mağazasının vitrinine bakıyor. Cücenin cüceliği, boy kısalığı sınırlarından taşmış, bedensel sakatlıklar bileşkesi. Kalçada çıkık, ayaklarda çarpıklık, omurgada eğrilik boy kısalığına eşlik ediyor, giderek öne geçiyorlar.
Jerry Schatzberg bu fotoğrafına Christian Dior adını vermiş. Alay mı ediyor kuşkusuna kapılmamak elde değil. Fotoğrafın baskın unsuru, vitrinden çok, cüce. Vitrin, kanıksanmış bir zevksizliğin sokağa kusuluşu: Kitschin ön saflarında koşan rokoko tarzı bir heykelciğin dibinde iğne topuk kadın ayakkabıları. Bu vitrine bir kez bakılır ancak, belki bir kez daha, zevksizliği belleğe kazımak için. Cüce, kaçıncı kez bakmaktadır mağazaya?
Cücenin giyim kuşamı değildir fotoğrafı derinleştiren. Asli unsur, ayakkabılardır. Dior’un kim bilir kaç dolara satılan iğne topuk ayakkabıları ile cücenin kaba botlarının tezadı, bu fotoğrafın kurduğu ilk denklemdir. Külkedisi masalını XX. yüzyıla uyarlamak için mi? Yoksa tecessüsün utanca galip geldiği bir an mı? Cüce o ayakkabılar için mi bakmaktadır mağazaya?
Heykelciğin alt yanlarında sere serpe yatan, tepesinde diz kırıp sokağa, izleyicilerine bakan figürler ile cücenin bedeni arasında, ikinci denklemi kuralım. Cücenin giyimindeki tek fazlalık, biricik aksesuar olan çanta neden o biçimde taşınmaktadır? Cüce tam oraya kolunu takıp elini öyle kaldırmasa yukarıya, yerde sürükler çantasını; o denli kısadır boyu. Heykelciğin figürlerinin bedenlerini nasıl kullandıklarına bakın bir, bir de cücenin bedenini nasıl dar sınırlar içinde kullanmak zorunda oluşuna. O figürler yüzünden olması mümkün mü, cüce neden bakmaktadır mağazaya?
Vitrinin perdeleri yarı yarıya iniktir, içeride yanmakta olan müthiş avize aydınlatmaktan çok loşlaştırmak işlevlidir, sadece sağ arkada, uzakta bir nokta aydınlıktır: Christian Dior mağazası, vitrini sergilemek, sokağın gözüne sokmak amacını güder, içerinin önemi talidir. Heykelcik üzerindeki figürlerin utanma bilmez gerinmeleri, uzanmaları, kasılmaları bu amacın uzantısıdır. Fakat bu iletinin alıcısı o mudur, cüce neden bakmaktadır mağazaya?
Karışık düzen saçlarla kaplı ensenin ardındaki yüzü meraksıyorum elbette. O yüzün çirkin olduğuna eminim, hem de ilk andan beri. Ama o bedenin güzel bir yüze sahip olamayacağına inandığımdan değil, o vitrinin önündeki herkesin kaçınılmaz olarak çirkinleşeceğinden, ufalıp yok olacağından, cücenin akıbetinden kaçamayacağından dolayı. Hepimizin az çok farkına vardığımız, en azından sezinlediğimiz bu saldırıya rağmen, cüce neden bakmaktadır mağazaya?
Warhol’u hayırla yâd etmenin zamanıdır şimdi. “Yüzyıl sona ermeden herkes beş dakikalığına meşhur olacak,” buyurduydu ya hazret, cüce, yüzyılın sonunu beklemeden, daha 1962’de meşhur olmuştur. Pekiyi, meşhur olmak için mi oradadır cüce, neden bakmaktadır mağazaya?
Can alıcı soru burada şekillenir: Cücenin bu fotoğrafın çekildiğinden, o mağazaya belki bir anlık bakışının sonsuza dek sürmeye yazgılandığından, Christian Dior’un önündeki cüce olarak damgalandığından haberi var mıdır? O sokaktan geçmek, o mağazanın önünde durmak, o vitrine bakmak, Christian Dior’un arsız hücumuna maruz kalmak yeterince sıkıştırmazmış gibi, bir de arkadan kuşatılmak, o kuşatmadan bir daha hiç çıkamamak, tüm huruç harekâtlarının bir fotoğraf karesinin sınırlarında geri püskürtülmesi…
Hayır, cücenin o mağazaya neden baktığını sormayacağım bir kez daha. Soracağım şu: Pasolini, “Hepimiz tehlikedeyiz!” derken hangi tehlikeyi işaret ediyordu?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder