Anıt bembeyazdır: Ermişlere yaraşır bir saflık saçar etrafına. Yeni topraklar keşfetmenin heyecanını, oralara uygarlıklarını, bu uygarlığın harcı olan dini taşımanın gururunu haykırır – sadece o gün değil, beş asır sonra bile. Cüret ettikleri işin nasıl da övülesi olduğuna duyulan saf bir inançtır sergilenen: Avrupalı denizlere açılmış, buradan oraya kimsenin gidemediği yerleri keşfetmiş ve oralara uygarlık götürmüştür. Dinini, silahlarını, dayanıksız gövdelere yaydığı virüslerini ve mülkiyet düşüncesini taşımıştır o denizler ötesindeki uzak topraklara.
fotoğraf: yekta majiskül |
Beş asır sonra taştan suretleri oyulan bu kalabalıkta kimler yoktur ki, en önde ve en yüksekte kralları Denizci Henrique olmak üzere, şövalyeler, kaptanlar, coğrafya âlimleri, din adamları, soylu prens ve prensesler, tarihçiler, ressamlar, şairler, tanıklar, hâlâ oralarda bir yerde dolanır gibi olan maceraperest ruhlar.
fotoğraf: yekta majiskül |
En uçta kral, Denizci Henrique yer alır, elinde gemisiyle. İşte o gemiyle, okyanusun azameti yanında fındıkkabuğu gibi kalan gemiyle inşa etmiştir Portekizliler tarihlerini: Toplumsal imgelemde bile, bir kralın eline sığacak denli küçük bir gemiden mürekkep, devasa bir denizler hâkimliği.
fotoğraf: yekta majiskül |
Kılıçlar eldedir, bayraklar açılmıştır, mücadeleye hazırdır herkes; din adamları geriden kutsar bu savaş hazırlığını: Anıt gökyüzüne, denizlere, uzaklara, bilinmeyene uzanmış bir tehdit parmağıdır da.
fotoğraf: yekta majiskül |
Üç kişi zorlukla taşımaktadır nişan taşını, kim bilir hangi uzak toprağa dikilecek, dikilecek ve kendilerine benzer uygar Avrupalılara ayak bastıkları toprağın sadece Portekizlilerin malı olduğunu gösterecek taşı. Mal olup çıkan, mal olmayı anlamayacak denli mülkiyet duygusundan uzak toprakların yerlilerinin gözünde bir puttan ibaret taşı. Ve Avrupalıların gözünde bir başka puta tekabül eden, mülkiyet tanrısının cisimleşmiş hali olan taşı.
fotoğraf: yekta majiskül |
Ve ayaklar sağlam basmaktadır yere: Denizler hâkimliği Brezilya’dan Angola’ya, Madagaskar’dan Hindistan’a, oradan Makao’ya dek uzanabilir ama ayağın bastığı yer anavatan toprağıdır. Kıtanın ucunda, denizler hâkimliğiyle gülünecek bir tezat oluşturan, daracık bir şeritten ibaret anavatan toprağı.
foto: yekta majiskül |
Tüm bu başarıları destanlaştıran Luîs Vaz de Camŏes’in şiiri de taşa nakşedilmiştir: Asya ve Afrika’da, bilinen her yerde, her toprağa hâkim olduklarını, başka diyarlar var olsaydı, oralarda da nişan taşlarını toprağa dikeceklerini diğer Avrupalılara haykıran dizelerdir bunlar. Ne güzel ki, o günlerde bilinmeyen Okyanusya adaları, en küçüğünden kıta büyüklüğündekine dek keşfedildiğinde, Portekiz kendi kendisinin karikatürü bir ülkeye dönüşmüştü çoktan: Böbürlenmenin yanıtını tarih vermiştir her daim.
fotoğraf: yekta majiskül |
Kadının yeri en sondadır ve biz nedense şaşırmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyiz.
fotoğraf: yekta majiskül |
Herkes ileriye, gökyüzüne, olmadı denize doğru dikmişken başını o, bir tek o, o yaşlı adam yere dikmiştir gözlerini, iki eliyle kavrayıp dayandığı asasıyla diz çökmüş, tefekküre dalmıştır. Anıttaki suretlerin tümü hayal kurmanın coşkusuyla yükselmekteyken o, bir tek o, o yaşlı adam olup bitenlerin ne anlama geldiğini çözmeye çalışmaktadır sanki. Öldükten sonra, ölüp gömüldükten, hatta çürüyüp yol olduktan sonra, kendileri için ne deneceğini bir tek o umursar gibidir.
"Anıt bembeyazdır: Ermişlere yaraşır bir saflık saçar etrafına" diye başlamışsınız söze. Bu ifade bile anıtın "kalmış"ları kutsamak için uydurulmuş bir yalan olduğu gerçeğine zarar veremez. Keşif için hiç bir deniz yolculuğu yapmayan Viseu Dükü Küçük Henrique için "Gemici" sıfatını değil portekizce "Navegador" ünvanının tam karşılığı olan "Denizci" ifadesini kullanmanız dikkatimden kaçmadı. Takdir ettim.
YanıtlaSilYazınız tipik bir yekta majiskül yazısı. Dil biraz daha "usta"laşmış , ifade ve vurgulardaki sıcaklık aynen devam ediyor yıllar öncesindeki gibi. Teşekkürler Yekta !..
Ha bu arada unutmayayım. "Portekizli kaşifler anıtı" beyaz mermerden değil ; Afrikalı bir çocucuğun kalbini temsilen simsiyah bir taştan yapılmalıydı. Belki o zaman siyah adamında acı çekebileceği algısı aydınlatırdı beyaz adamın simsiyah kalbini.
metinekrem