Oturdum alt basamağına rıhtımın
baktım nasıl yüzüyor karpuz kabuğu,
Yazgımla baş başa, dalgın,
yüzeyin konuştuğunu duymadım, dibinse sustuğunu.
Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da
bulanık, bilge ve büyüktü Tuna.
 |
fotoğraf: yekta majiskül |
Çalışırken nasılsa insanın kasları
kazarken, törpülerken, döverken, kerpiç dökerken
kızıyor öyle, törpülüyor, dövüyor, döküyor her kıpırtı
her dalga öyle gevşeyip yatışıyor gerginken.
ve anam gibi salladı beni, masal anlattı
ve tüm kentin yıkadı çamaşırlarını.
Ve başladı bir yağmur çiselemeye
ama dindi, önemsiz bularak kendini.
 |
fotoğraf: yekta majiskül |
Buna karşın göz gezdirdim çevreye,
mağaradan uzun bir yağmura bakar gibi:
Geçmiş, yavaş yavaş rengini yitiren
bitkin, evrensel bir yağmur gibi yağarken.
 |
fotoğraf: yekta majiskül |
Akıp duruyordu Tuna. Doğurgan, düşünceleri
başka yerde olan bir annenin kucağında
köpükler küçük bir çocuk gibi
usulca oynadılar ve gülümsediler bana.
Ve titreştirdi onları zamanın akıntısı
yalpalayan gömütlükler gibiydi gömüt taşları.
(çeviri: Kemal Özer)