24 Mayıs 2016 Salı

TUNA KIYISINDA OTURAN ŞAİRE DAİR

fotoğraf: yekta majiskül
İşte orada, Tuna kıyısında oturur Attila Jozsef’in heykeli.

fotoğraf: yekta majiskül
Bir palto hemen yanı başına savrulmuş. Harita gibi serilmiş basamağa, kıvrımlarında az önce ıslatıp geçen sağanağın mirası birikintilerle. Orada unutulup gidecek midir, yoksa yine atılacak mıdır omuzlara, pejmürdelikten fışkıran bir gururla?

fotoğraf: yekta majiskül
Yaka bağır açık, içteki yangın sönmese de yatışsın, bir ferahlık gelsin gövdeye ama olamaz işte: Dışarıdan gelen, o tene dokunan, yalayıp geçen her şey harlar içteki ateşi. Çayır ateşi gibidir bu, yayılır gider, nafiledir uğraşmak, ancak kendi sınırına vardığında söner. Bir avuç su alıp Tuna’dan çarpmış mıdır yüzüne, göğsüne, ovmuş mudur Tuna suyuyla şakaklarını? Tadına bakmış mıdır yangına son bir şifa umuduyla?

fotoğraf: yekta majiskül
Ayağının dibinde dizeler, Tuna’yı yücelten:
Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da
bulanık, bilge ve büyüktü Tuna.

fotoğraf: yekta majiskül
Dizi dizi köprülerle yapıştırılmış bir şehri yarıp geçen su ve sersemce klişeler: O köprüler söylenegeldiği gibi Tuna’nın gerdanlıkları değildir, olsa olsa kol saatleridir, zamanın akışını denetlediğimiz sanrısını yaratan o küçük yalan makineleri. Sabit duruşlarıyla Tuna’nın akışını göze sokar köprüler, isterse 6 olsun sayıları isterse 66, bulanık akışını sürdürecektir nehir, tıpkı zaman gibi.

fotoğraf: yekta majiskül
Boştur şairin gözleri, bakmazlar. O kıvırcık kafada sayısız göz çalışmaktadır çünkü. Nehrin her zerresinden haber taşırlar şaire, sersemletici bir akış da o hatta sürüp gider.


fotoğraf: yekta majiskül
Sarkmıştır el mecalsiz. Upuzun parmaklar yeri işaret eder, Tuna’ya çerçeve oluşturan basamakları. Belki az önce not almıştır o ellerle, bir şiirin temelini atmış ya da reddedileceğini bile bile aşk mektubu yazmıştır şiirinden aşırdığı kelimelerle. 


fotoğraf: yekta majiskül
Oysa diğer el görev başındadır, kendi çerçevesini tutmaktadır sıkıca. Şapka sadece dışarıya karşı korumaz kafayı, dışarıyı da korur aynı zamanda kafadan taşacakları engelleyerek. Ama eldedir artık şapka, kıvırcık kafa açıktır Tuna’ya, dünyaya, kendi kendini doğuran acıya.

fotoğraf: yekta majiskül
Yukarıda Buda göğü, karşıda savaş ve esaret yüzyıllarını terennüm eden asilzade binaları. Bir dem cami olmuş, soylu ak kulesiyle Aziz Matyas Kilisesi. Hepsinden önemlisi, Tuna’ya nazire, rüzgârla birlikte akıp giden bulutlar. Ama hayır, başını kaldırmaz o, gökle değildir kendi içinde çatallanan söyleşi, oradan yoktur umarı. Derdi tasası önünde sonsuz devinimini sürdüren nehirledir. Tuna konuşur mu onunla, cevap verir mi sorduklarına, muştusu var mıdır yangınına dair?

fotoğraf: yekta majiskül
İri ve partal ayakkabılarının bastığı toprakla övünür yine de, bilir Avrupa’nın yabanisi bir milletten olduğunu ve her daim kendisinden gayrı herkese yabancı kalacağını. Bir adım atsa dilsiz kalacağı ülkelerle tek ortak paydası da yine o nehirdir, Tuna taşır haberi Avrupa’dan, kendilerine kimsenin Macar demediği o küstah ve ihtiyar kıtadan.

fotoğraf: yekta majiskül
Elbette Parlamento’nun yanında oturmayı seçmiştir. Tarihi simgelemek için kubbe sayısı hesaplanan, nehre inat oluşturulan diğer bir sabit noktanın yanında. Bu müstebit noktalar arasında bir Tuna kesintisiz özgürdür, ona imrenen şairin önünde. Özgür kalabildiği tek yerde, şiirinde de hesaba yazgılı adam, iki Calut arasında sıkışmış Davut’tur: Ne yana hamletse diğeri kaçacaktır elinden. Tuna ona gözünün ucuyla olsun bakmaya tenezzül etmeden geçip gider, Parlamento büyüklenerek dikilir yanı başında. Şair oturur çaresizce tevekküle sığınarak, aklından Tuna geçen dizelerle.

fotoğraf: yekta majiskül
Yanında otursan heykelin, aynı pozu alsan, onunla birlikte baksan nehre, aynısını, yok geçtim bu ham hayalden, benzerini düşünmen mümkün müdür? Yanıt daima aynı kalacaktır: Her insanın içinde başka bir yangın süregider ve herkesin önünden başka bir edayla akar Tuna.

fotoğraf: yekta majiskül
Durdukça heykelle birlikte, baktıkça sonsuz akışına Tuna’nın, şu soru da gelir insanın aklına: hiç kalkmamacasına oturacak mıdır burada? Oturmadığı yazar kitaplarda. Kalkıp gitmiştir uzak bir vilayete, Macaristan’ın Tuna’dan en uzak köşesine, müntehir baladının son dizelerini yazmak için. Kendini kaldırıp atmak için yine iki yanı çerçevelenmiş bir yatakta akıp giden bir taşıtı seçmesi, işte o anda anlam kazanır. Ancak kendisi gibi içindeki yangınla ilerleyen bir trenin önünde söndürebilecektir yangınını.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder