 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
İşte orada, Tuna kıyısında oturur Attila Jozsef’in heykeli.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Bir palto hemen yanı başına savrulmuş. Harita gibi serilmiş
basamağa, kıvrımlarında az önce ıslatıp geçen sağanağın mirası birikintilerle.
Orada unutulup gidecek midir, yoksa yine atılacak mıdır omuzlara,
pejmürdelikten fışkıran bir gururla?
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Yaka bağır açık, içteki yangın sönmese de yatışsın, bir
ferahlık gelsin gövdeye ama olamaz işte: Dışarıdan gelen, o tene dokunan,
yalayıp geçen her şey harlar içteki ateşi. Çayır ateşi gibidir bu, yayılır
gider, nafiledir uğraşmak, ancak kendi sınırına vardığında söner. Bir avuç su
alıp Tuna’dan çarpmış mıdır yüzüne, göğsüne, ovmuş mudur Tuna suyuyla
şakaklarını? Tadına bakmış mıdır yangına son bir şifa umuduyla?
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Ayağının dibinde dizeler, Tuna’yı yücelten:
Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da
bulanık, bilge ve büyüktü Tuna.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Dizi dizi köprülerle yapıştırılmış bir şehri yarıp geçen su
ve sersemce klişeler: O köprüler söylenegeldiği gibi Tuna’nın gerdanlıkları
değildir, olsa olsa kol saatleridir, zamanın akışını denetlediğimiz
sanrısını yaratan o küçük yalan makineleri. Sabit duruşlarıyla Tuna’nın akışını
göze sokar köprüler, isterse 6 olsun sayıları isterse 66, bulanık akışını
sürdürecektir nehir, tıpkı zaman gibi.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Boştur şairin gözleri, bakmazlar. O kıvırcık kafada sayısız
göz çalışmaktadır çünkü. Nehrin her zerresinden haber taşırlar şaire,
sersemletici bir akış da o hatta sürüp gider.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Sarkmıştır el mecalsiz. Upuzun parmaklar yeri işaret eder,
Tuna’ya çerçeve oluşturan basamakları. Belki az önce not almıştır o ellerle,
bir şiirin temelini atmış ya da reddedileceğini bile bile aşk mektubu yazmıştır
şiirinden aşırdığı kelimelerle.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Oysa diğer el görev başındadır, kendi
çerçevesini tutmaktadır sıkıca. Şapka sadece dışarıya karşı korumaz kafayı,
dışarıyı da korur aynı zamanda kafadan taşacakları engelleyerek. Ama eldedir
artık şapka, kıvırcık kafa açıktır Tuna’ya, dünyaya, kendi kendini doğuran
acıya.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Yukarıda Buda göğü, karşıda savaş ve esaret yüzyıllarını terennüm
eden asilzade binaları. Bir dem cami olmuş, soylu ak kulesiyle Aziz Matyas
Kilisesi. Hepsinden önemlisi, Tuna’ya nazire, rüzgârla birlikte akıp giden
bulutlar. Ama hayır, başını kaldırmaz o, gökle değildir kendi içinde çatallanan
söyleşi, oradan yoktur umarı. Derdi tasası önünde sonsuz devinimini sürdüren
nehirledir. Tuna konuşur mu onunla, cevap verir mi sorduklarına, muştusu var
mıdır yangınına dair?
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
İri ve partal ayakkabılarının bastığı toprakla övünür yine
de, bilir Avrupa’nın yabanisi bir milletten olduğunu ve her daim kendisinden
gayrı herkese yabancı kalacağını. Bir adım atsa dilsiz kalacağı ülkelerle tek
ortak paydası da yine o nehirdir, Tuna taşır haberi Avrupa’dan, kendilerine
kimsenin Macar demediği o küstah ve ihtiyar kıtadan.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Elbette Parlamento’nun yanında oturmayı seçmiştir. Tarihi
simgelemek için kubbe sayısı hesaplanan, nehre inat oluşturulan diğer bir sabit
noktanın yanında. Bu müstebit noktalar arasında bir Tuna kesintisiz özgürdür,
ona imrenen şairin önünde. Özgür kalabildiği tek yerde, şiirinde de hesaba
yazgılı adam, iki Calut arasında sıkışmış Davut’tur: Ne yana hamletse diğeri
kaçacaktır elinden. Tuna ona gözünün ucuyla olsun bakmaya tenezzül etmeden
geçip gider, Parlamento büyüklenerek dikilir yanı başında. Şair oturur
çaresizce tevekküle sığınarak, aklından Tuna geçen dizelerle.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Yanında otursan heykelin, aynı pozu alsan, onunla birlikte
baksan nehre, aynısını, yok geçtim bu ham hayalden, benzerini düşünmen mümkün
müdür? Yanıt daima aynı kalacaktır: Her insanın içinde başka bir yangın
süregider ve herkesin önünden başka bir edayla akar Tuna.
 |
| fotoğraf: yekta majiskül |
Durdukça heykelle birlikte, baktıkça sonsuz akışına
Tuna’nın, şu soru da gelir insanın aklına: hiç kalkmamacasına oturacak mıdır
burada? Oturmadığı yazar kitaplarda. Kalkıp gitmiştir uzak bir vilayete,
Macaristan’ın Tuna’dan en uzak köşesine, müntehir baladının son dizelerini
yazmak için. Kendini kaldırıp atmak için yine iki yanı çerçevelenmiş bir yatakta
akıp giden bir taşıtı seçmesi, işte o anda anlam kazanır. Ancak kendisi gibi
içindeki yangınla ilerleyen bir trenin önünde söndürebilecektir yangınını.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder