24 Ağustos 2013 Cumartesi

KÖTÜ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 4

Ne seçici bir kötülük soylusudur ne de guddelerinin tepkimesiyle hareket eden bilinçsiz bir tecavüz makinesi. Bir yanıyla seçicidir yine de: Varoşta, hüküm sürdüğü dönemin deyimiyle kenar mahallede iş tutar.
Bu anlamda geçiş dönemini simgeler: Kendinden önceki steril yöntemleri sürdürdüğü kadar şiddete başvurmaya da teşnedir. Çünkü eşitine, hele üst sınıfa tecavüze yeltenmez pek, aklı fikri kendini savunmaktan acizlerdedir, ya deneyimsizlere ya zavallılara saldırır.
Tecavüzcü soyunda üniforma misali giyim zorunludur, elbette onun da değiştirmediği bir kreasyonu vardır: Açık renk elbiseler, asla kravatla bir araya toplamadığı açık yakalar ve orada parlayan, göz alan ve az ucundan aklı çalışana alarm verecek bir altın kolye.
Kendinden öncekinden devralıp kendinden sonrakine devredemediği aksesuar bir de: elde viski kadehi, diğer kadeh bir kadına uzatılmak üzere emre amade beklerken.
Bir de şu: kendinden öncekinde varsıllık alışılmış bir şeydir, birkaç kuşaktır aktarılagelmektedir, kanıksanmıştır ve ucuz simgelerle göze sokulmasına gerek duyulmamaktadır. Ama onda: Az önce ve yasadışı yollardan edinilmiş bir servettir söz konusu olan, herkese ilan edilmesi ve övünülmesi gereklidir.
Şunu da unutmamalı: Tecavüzcüler hanedanı içindeki geçişkenlik, o filmleri izleyen kitleyi de betimler. Hangi sınıfın kadınları izliyorsa filmleri, onların korkacağı tecavüzcü sunulur perdeden. Türk sinemasının kadın izleyici profilini tecavüzcüler üzerinden takip etmek mümkündür. İşte bu yüzden son üyede imge yalınkattır: Onun döneminde sinemaya giden kadın kalmamıştı, tecavüzcü imgesinin bir soyutlama olarak sadece erkek izleyiciye seslenmesi yeterliydi.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

MUHAFAZA ETMEK ÜZERİNE ÜÇ SORU

Türk muhafazakârlığı denince aklıma gelen ilk görüntü:
Tire yolu kıyısında, asfalta yapışmış gibi duran bu minare, Hamidiye Camii’nden geri kalan, inşaat fiillerinden kurtulan tek parçadır. Yazının ortasından geçirilen asfalt için elli metre ötesi ya da yüz metre berisi uygun görülmemiştir herhalde, asfalt dökebilmek için caminin ana gövdesi yeryüzünden silinmiştir, küçük bir öğrencinin yaptığı resmi beğenmeyip silmesi misali.
Caminin eski fotoğrafına ulaşamadım. Nedir, o bölgede Sultanahmet ya da Süleymaniye benzeri devasa bir yapı inşa edilemeyeceğine göre, caminin yol yapımına ket vuracak denli büyük olmadığı aşikâr. Pekiyi de, neden yıkılmıştır bu cami?
İlk olasılık iç acıtacak türden: Cami az önce andıklarım denli “önemli”, korunmaya değer bulunmamıştır. Bu olasılık, ibadethaneler arasında hiyerarşi gözetildiğini bildirir ve dolaylı olarak, muhafazakârlık kavramında belirgin bir sınıf ayrımı düşüncesinin kemikleştiğini ifade eder.
İkinci olasılık ise tam anlamıyla dehşet vericidir: Caminin tam göbeğinden geçecek hat dışındaki her yer, bir ya da birkaç kişinin üzerine tapuludur. İstimlak bedelini ödemek, bir ibadethaneyi yıkmaktan daha masraflı görünmüştür!
Bu düşünce dizgesini ilerletmek elbette mümkün ama kesip şu soruyu hemen sormalı: Muhafaza etmek ama neyi, neden ve nasıl?


KÖTÜ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 3

Bir tecavüzcüler hanedanı varsa eğer, en yüksek noktası odur. Neden denirse, tecavüz fiilinin asalet yanılsamasına en yakın durduğu yerdedir.

Diğerlerinden farkı görünümünde başlar: Adı en üste yazılan yıldızlardan geri kalmaz yakışıklılıkta, hatta çoğu kez öndedir. Buna giyim kuşamını da ekleyin. Britanyalıların köklü üniversitelerinden birinin kravatı eksiktir yalnızca, süzme soyludur karşımızdaki. İşte bu yüzdendir, asla hizmetçilere, köylülere ve elbette çirkinlere tecavüz etmez; kendinden sonrakilerden en büyük farkı, seçici olmasıdır.
Hareket tarzı da bu imgeye uygundur: Hakaret eder ama elinin tersiyle olsun fiske vurduğu bile vaki değildir. Kandırır, tehdit eder ya da en sık rastlandığı üzere, ilaçla uyutur. Bu anlamda, tecavüzde bilgisini ve mevkiini kullanan tek kişidir.
Eh, adını da koyalım öyleyse: Onun yaptığı tecavüz değil iğfal etmektir. Zavallı genç kız ağlarken kravatı milim kaymadan gülümsemeye devam eder. Bir yılanın sinsilikle yaklaştıktan sonra sokup kaçması misalidir kötülüğü, yüzündeki gülümsemeyi sırıtmaya dönüştürmeye bile gerek duymaz.
Eskiler tecavüz için “sahip olmak” fiilini kullanırlardı. Kaybetmememiz gereken bir bakış zenginliğidir bu, en bariz örneğini onda bulan: İğfal ettikleri, mülkiyet kalesinin burcuna asılmış yeni zafer bayraklarıdır.

20 Ağustos 2013 Salı

KÖTÜ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 2

Yalınkat bir kötülük onunki, nerdeyse tek bir fiil ve handiyse tek bir görüntüden oluşan: Tecavüz eder ve ot üfler, gerisi sadece alamet-i farikası haline gelmiş bir sırıtmadır.
Tecavüz fiili tüm coğrafyaya şamildir ama ot üfleme, nedendir bilmem, şehirli imgesine yapışık kalmıştır. Bu yüzden, kötü adamımız kasabalı bile olamaz, hatta şehirlinin orta sınıfına bile içkin değildir: Sıradan izleyici gözünde, büyük şehirliye dair ne kadar kötü imge varsa cisimleşmiş olarak karşımızdadır.
Çalışmaz, talebelik etmez, yoz bir virüs olarak gövdesini dolaştırır. Asla büyük organizasyonlarda emir vermez, veremez, hatta emir bile alamaz: Tek bir kötülük için elde tutulan yedek oyuncudur her daim.
Tecavüz deyip geçmemeli, sayısız yöntemi vardır. O tek yöntemin adamıdır oysa: Savunmayı zorla yıkmayı sever, fiziksel şiddete bağımlıdır, gel gör ki, erkekler arasındaki şiddet evreninde en ihmal edilen öğedir.
Yine de önemlidir, çünkü kötü adamlar âleminde tecavüzcüler zincirinin son halkasıdır, söz konusu hanedan onunla bitmiştir. 

KÖTÜ ADAMLAR GÜLDESTESİ - 1

Kötülük yapmak, şehirde ve taşrada farklı fiiller olarak beliriyorsa eğer, taşra şubesinin müdürü odur.
Hatta ne müdürü, bu organizasyonun kırsal bölge sorumlusu. Çünkü her daim ağadır, emrindeki marabasına emir veren. Suretini gördüğünüz anda emir almayacağını, başkası adına hareket etmeyeceğini, kötülük düşüncesinin mutlaka ondan çıktığını anlarsınız.
Değil mi ya, Tarkan gibi kostümlü bir uzak geçmiş filminde bile kraldır ve yine emir verendir.
Nedendir bilmem, yine de babacandır havası. Çatık kaşları altındaki kısık gözler ve her an gülümsemeye hazır dudaklar, gizli bir merhamet muştular insana. O kısık gözler uzağa bakmaktadır ve bakışın radarına yakalanmazsanız, ağalık ihsanı yağmur gibi yağacaktır üzerinize.
Bu açıdan bakıldığında, salt sadist saiklerle kötülük etmez. Kötülüğünün altında bir neden vardır ve her zaman maddi bir nedendir bu. Kaybetmeye dayanamayan, hele madun olana kaybetmeye kesinlikle tahammülsüz bir portredir karşımızdaki.
Bir anımsayın, kendisinden üstte olanlara kaç kez kinlenmiş, kaç kez emredemeyeceği birine kötülük etmiştir?

GECİKMİŞ BİR GEZİ DEĞİNİSİ


Önce şunu yazmayı düşündüm:
İyimser olmak da mümkün kötümser olmak da, nedir, kesin olan şu: Bir efsaneye sahip olmak az kazanç mıdır?
Sonra aklıma şu düştü:
İşçi sınıfının kapitalist süreçteki erken zaferlerinden biri: Karl Marx Hof. 
Sadece emekçiler için inşa edilmiş, dayanışma içinde bir arada oturmaları için tasarlanmış toplu konutlar. Faşizm yükselmekteyken o sınıfın toplanıp götürüldüğü bir av sahasına dönüşmüş bölge. Emekçilerin toplumsal belleğinde önemli bir mefhum. Ya şimdi: Şehrin turistik imgelerinden biri, Japon turistlerin steril gülücüklerle fotoğraf çektiği, orta sınıfın eğleştiği bir mekan. Kapitalizmin bu kez itip kakmadan içselleştirdiği, nerdeyse ilhak ettiği bölge.
Derken şu geldi aklıma:
Kapitalizm  etrafınızdakileri de sahiplenir ve paraya tevil edilecek nesnelere dönüştürür. En başta andığım kalkışma D&R mağazalarında satılacak kitaplar “imal edilsin” diye mi yapıldı?