Bir tecavüzcüler hanedanı
varsa eğer, en yüksek noktası odur. Neden denirse, tecavüz fiilinin asalet
yanılsamasına en yakın durduğu yerdedir.
Diğerlerinden farkı
görünümünde başlar: Adı en üste yazılan yıldızlardan geri kalmaz
yakışıklılıkta, hatta çoğu kez öndedir. Buna giyim kuşamını da ekleyin.
Britanyalıların köklü üniversitelerinden birinin kravatı eksiktir yalnızca,
süzme soyludur karşımızdaki. İşte bu yüzdendir, asla hizmetçilere, köylülere ve
elbette çirkinlere tecavüz etmez; kendinden sonrakilerden en büyük farkı,
seçici olmasıdır.
Hareket tarzı da bu imgeye
uygundur: Hakaret eder ama elinin tersiyle olsun fiske vurduğu bile vaki
değildir. Kandırır, tehdit eder ya da en sık rastlandığı üzere, ilaçla uyutur.
Bu anlamda, tecavüzde bilgisini ve mevkiini kullanan tek kişidir.
Eh, adını da koyalım
öyleyse: Onun yaptığı tecavüz değil iğfal etmektir. Zavallı genç kız ağlarken
kravatı milim kaymadan gülümsemeye devam eder. Bir yılanın sinsilikle
yaklaştıktan sonra sokup kaçması misalidir kötülüğü, yüzündeki gülümsemeyi
sırıtmaya dönüştürmeye bile gerek duymaz.
Eskiler tecavüz için
“sahip olmak” fiilini kullanırlardı. Kaybetmememiz gereken bir bakış
zenginliğidir bu, en bariz örneğini onda bulan: İğfal ettikleri, mülkiyet
kalesinin burcuna asılmış yeni zafer bayraklarıdır.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder