Türk muhafazakârlığı
denince aklıma gelen ilk görüntü:
Tire yolu kıyısında,
asfalta yapışmış gibi duran bu minare, Hamidiye Camii’nden geri kalan, inşaat
fiillerinden kurtulan tek parçadır. Yazının ortasından geçirilen asfalt için
elli metre ötesi ya da yüz metre berisi uygun görülmemiştir herhalde, asfalt
dökebilmek için caminin ana gövdesi yeryüzünden silinmiştir, küçük bir
öğrencinin yaptığı resmi beğenmeyip silmesi misali.
Caminin eski fotoğrafına
ulaşamadım. Nedir, o bölgede Sultanahmet ya da Süleymaniye benzeri devasa bir
yapı inşa edilemeyeceğine göre, caminin yol yapımına ket vuracak denli büyük
olmadığı aşikâr. Pekiyi de, neden yıkılmıştır bu cami?
İlk olasılık iç acıtacak
türden: Cami az önce andıklarım denli “önemli”, korunmaya değer bulunmamıştır.
Bu olasılık, ibadethaneler arasında hiyerarşi gözetildiğini bildirir ve dolaylı
olarak, muhafazakârlık kavramında belirgin bir sınıf ayrımı düşüncesinin
kemikleştiğini ifade eder.
İkinci olasılık ise tam
anlamıyla dehşet vericidir: Caminin tam göbeğinden geçecek hat dışındaki her
yer, bir ya da birkaç kişinin üzerine tapuludur. İstimlak bedelini ödemek, bir
ibadethaneyi yıkmaktan daha masraflı görünmüştür!
Bu düşünce dizgesini
ilerletmek elbette mümkün ama kesip şu soruyu hemen sormalı: Muhafaza etmek ama
neyi, neden ve nasıl?





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder