21 Ağustos 2013 Çarşamba

MUHAFAZA ETMEK ÜZERİNE ÜÇ SORU

Türk muhafazakârlığı denince aklıma gelen ilk görüntü:
Tire yolu kıyısında, asfalta yapışmış gibi duran bu minare, Hamidiye Camii’nden geri kalan, inşaat fiillerinden kurtulan tek parçadır. Yazının ortasından geçirilen asfalt için elli metre ötesi ya da yüz metre berisi uygun görülmemiştir herhalde, asfalt dökebilmek için caminin ana gövdesi yeryüzünden silinmiştir, küçük bir öğrencinin yaptığı resmi beğenmeyip silmesi misali.
Caminin eski fotoğrafına ulaşamadım. Nedir, o bölgede Sultanahmet ya da Süleymaniye benzeri devasa bir yapı inşa edilemeyeceğine göre, caminin yol yapımına ket vuracak denli büyük olmadığı aşikâr. Pekiyi de, neden yıkılmıştır bu cami?
İlk olasılık iç acıtacak türden: Cami az önce andıklarım denli “önemli”, korunmaya değer bulunmamıştır. Bu olasılık, ibadethaneler arasında hiyerarşi gözetildiğini bildirir ve dolaylı olarak, muhafazakârlık kavramında belirgin bir sınıf ayrımı düşüncesinin kemikleştiğini ifade eder.
İkinci olasılık ise tam anlamıyla dehşet vericidir: Caminin tam göbeğinden geçecek hat dışındaki her yer, bir ya da birkaç kişinin üzerine tapuludur. İstimlak bedelini ödemek, bir ibadethaneyi yıkmaktan daha masraflı görünmüştür!
Bu düşünce dizgesini ilerletmek elbette mümkün ama kesip şu soruyu hemen sormalı: Muhafaza etmek ama neyi, neden ve nasıl?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder