Kapıyı çaldın, oradadır. Ne
başındaki derdi anlatma ihtiyacı hissedersin ne de onun başına açacağın
dertleri. Gerek yoktur: sırtını yaslayacağın dağ gibi beklemektedir ve sorgusuz
sualsiz buyur eder seni.
Yana yatarak adım atar,
sarsaktır yürüyüşü ama sarsılmaz: Ne sözünden dönmüşlüğü görülmüştür ne de
namerde sırrını üflemişliği.
Kolunun acı gücüyle
kuyudan çekip alır adamı, yine de, şerefi uğruna kolunu kesip feda eden adamda
en inandırıcı odur. Göbek adı fedakâr çünkü.
Tuzağa düşer, pisipisine
ölür çoğu zaman. Gözlerinin derininde, kurtaramayacağını pekâlâ bildiği
penaltıyı atacak santrafora bakan kalecinin belirmesi bundan. Yazgısını,
testinin çeşmeyi görmeden kırılacağını sezer; her yolun tecrübesi vardır
heybesinde.
Şu da var: Ağzı bozuk
mucit bile olabilmiştir. Neden derseniz, kimseye müdana etmeden, çerden çöpten
kotarmıştır icadını. Reddedilenden, dışlanandan çekip çıkarmıştır değerli
olanı.
Artık yitirilen hasletler
antolojisine çentik atar: her aradığında bulursun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder