2 Mart 2013 Cumartesi

UTANCA DAİR


Bilinen son fotoğrafı bu, en tanınan suretlerinden biri de. Gırtlak vereminin son aşamasında, artık iyimserliği olanaksız kılan durumda bir adam. İlk gördüğümde, bu fotoğrafı neden çektirir insan, diye düşünmüştüm: Kendisinden bir anı bırakmak için mi geride kalanlara, neler çektiğinin kanıtı olsun diye? Yoksa kendisine bakıp yakın gelecekteki sonu kabullenmek için mi, yazgıyla artık mücadele etmemesi gerektiğinin kanıtı olsun diye?


Fotoğrafın hikâyesinin başka olduğunu, yine de hikâyenin içinde bir kanıtlama unsurunun bulunduğunu sonraları öğrendim. Fotoğrafın bizzat kendisi bir kanıttı: Malulen emekli maaşını alabilmek için hâlâ yaşadığını emekli olduğu kuruma bildirmek zorunda kalan bir adamın makineye bakışıydı bu, nasıl zorlandığı sıkılmış dudaklarından belli olan.


Nedir, bu fotoğrafın asıl vurucu öğesi dudaklar değil, gözlerdir. Nasıl bir sıfatla betimlemek gerekli bu gözleri: Öfkeli? Elemli? Hırçın? Hayıflanan? Bu sıfatları istediği denli çoğaltabilir fotoğrafa bakan, yapamayacağı, o bakışa olumlu bir sıfatı yakıştırabilmektir.


Bir de şu: Utanç da vardır bu gözlerde. Adam bu fotoğrafı çektirmekten, ölüm kapıyı çalmışken yaşadığını kanıtlamak zorunda kalmaktan dolayı utanmaktadır. Günümüzde yitip giden, nedendir bilinmez gurur adıyla yeniden vaftiz edilen kibrin altında ezilen utanç vardır o gözlerde. Oysa utanmak sadece gerekli değil zorunludur da, hele insanın kendi kendinden utanabilmesi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder