Bilinen son fotoğrafı bu,
en tanınan suretlerinden biri de. Gırtlak vereminin son aşamasında, artık
iyimserliği olanaksız kılan durumda bir adam. İlk gördüğümde, bu fotoğrafı
neden çektirir insan, diye düşünmüştüm: Kendisinden bir anı bırakmak için mi
geride kalanlara, neler çektiğinin kanıtı olsun diye? Yoksa kendisine bakıp
yakın gelecekteki sonu kabullenmek için mi, yazgıyla artık mücadele etmemesi gerektiğinin
kanıtı olsun diye?
Fotoğrafın hikâyesinin
başka olduğunu, yine de hikâyenin içinde bir kanıtlama unsurunun bulunduğunu
sonraları öğrendim. Fotoğrafın bizzat kendisi bir kanıttı: Malulen emekli
maaşını alabilmek için hâlâ yaşadığını emekli olduğu kuruma bildirmek zorunda
kalan bir adamın makineye bakışıydı bu, nasıl zorlandığı sıkılmış dudaklarından
belli olan.
Nedir, bu fotoğrafın asıl
vurucu öğesi dudaklar değil, gözlerdir. Nasıl bir sıfatla betimlemek gerekli bu
gözleri: Öfkeli? Elemli? Hırçın? Hayıflanan? Bu sıfatları istediği denli çoğaltabilir
fotoğrafa bakan, yapamayacağı, o bakışa olumlu bir sıfatı yakıştırabilmektir.
Bir de şu: Utanç da vardır
bu gözlerde. Adam bu fotoğrafı çektirmekten, ölüm kapıyı çalmışken yaşadığını
kanıtlamak zorunda kalmaktan dolayı utanmaktadır. Günümüzde yitip giden, nedendir
bilinmez gurur adıyla yeniden vaftiz edilen kibrin altında ezilen utanç vardır
o gözlerde. Oysa utanmak sadece gerekli değil zorunludur da, hele insanın kendi
kendinden utanabilmesi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder