Hikâye,
ilk bakışta alışıldık görünebilir: Bir kadın, zengin, hatta çok zengin ailenin
varisiyle evlenir. Ailenin zenginliği, hazmedilmesi güç bir buluştan
beslenmektedir. Kadının kayınpederi, insanlar kolay öldürülebilsinler diye daha
seri ateş edebilen winchester tüfeklerini icat eden adamdır. Yanılmıyorsam,
evlendiği sırada kadın için bunun zerre önemi yoktur: Lüks içinde yaşam, o
yaşamın payandasını ölerek sağlayanlar için üzülerek sürdürülemez elbette.
Hikâye,
biraz melodrama döner yavaşça: Aile üyeleri kısa aralıklarla Azrail’e teslim
olurlar. Kadın önce kızını, sonra kocasını verir toprağa. İşte o günlerde, bu
ölümlerin ailenin izini süren bir lanetin eseri olduğuna inanmaya başlar. Winchester
tüfeklerinin öldürdüğü insanlar için üzüldüğüne dair bir belirti yoktur henüz –
bu gerilimi uzatmanın anlamı yok, ileride de olmayacaktır.
Hikâye,
kadının laneti defedecek bir kefaret aramasıyla yatak değiştirir: Kadın
medyumlara danışır, aklı evvel bir medyum ölenlerin ruhlarını sakinleştirmesi
için çok sayıda odadan mürekkep bir ev inşa etmesini önerir. Kadın geniş bir
arazi alır, nasıl olsa ne paradan ne de zamandan yana sıkıntı çekmektedir. Büyük,
bümbüyük bir evin inşasına girişir.
Hikâye,
inşaatın bir türlü bitirilememesiyle yoldan çıkar: Kadın başlangıçtaki inşaat
tasarılarını durmadan değiştirmekte, yenilemekte, hatta bozmaktadır. Ev değil,
küçük odalardır inşa edilen. Başlangıçtaki tasarı, tıpkı kadının yarılan usu
misali, mantık zincirlerinden boşanır, kendi üzerine kapanan bir karabasana
dönüşür.
Hikâye,
nihayet saçmanın doruklarına varır: Bu devasa, biçimsiz, düpedüz mantıksız yapı
yapboz usulü sökülüp yeniden birleştirilebilen bir karışım olmuştur artık. Bir yere
açılmayan kapılar, bir yere çıkmayan merdivenler, ölü noktalar ve tekinsiz
boşluklarla Escher tablolarını fena halde andırmaya başlar yapı. Kadın da her
gün ve gecesini bu dolambacın başka bir kuytusunda, ölülerle konuşarak
geçirmektedir.
Hikâye,
kadının ölümüyle son bulur, elbette inşaat da: Kadın kefaretini ödemiş midir,
en azından biraz rahata erebilmiş midir bilemeyiz. Kadının ölümü ardından bu
inşaatın ev mi, sanat eseri mi, ete kemiğe bürünmüş düpedüz çılgınlık mı
olduğuna kimse kolayından karar veremez. Çözümü burayı ulusal kültür hazinesi
ilan edip ziyaretçilere açmakta bulurlar.
Hikâyenin
en inanılmaz yanı ise, tamamen gerçek oluşudur. Kadının adı Sarah Winchester’dir
ve sözlüklerde kefaret maddesinin tam karşısında resmi bulundurulacak bir
hanımefendidir.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder