2 Aralık 2011 Cuma

SFENKS VE HALİFE HÂKİM

erol özyiğit için
I.
Sfenks’in soruyu sorup beklemesi: Yazgı sorulanın elindedir artık, ömrünü ellerinin arasında tutmaktadır ve zihninden gayrı silahı kalmamıştır. Bilmecenin doğası gereği, soru bilinenden sorulmalıdır. Gaipten sormak, yazgıya karşı gelmek ve sorulanı sormadan mahkûm etmek olacaktır. Sfenks’in kozu, istense de doğru yanıtlanamayacak soruyu bulup sormaktır. Soru öyle bir inanca dairdir ki, sorulan doğru yanıtı vermektense ölümü yeğler. Çünkü verilecek doğru yanıt ömrü kurtarsa da, o ömür eskisine benzemez ve artık anlamını kökten değiştirmiş olacaktır. Bu bilinemez yenilikteki ömrü karşılamanın korkusu, ölümle yüzleşmekten bile dehşet vericidir. Sorulan, yanıtı bile bile yanlışı söyler.
II.
Sfenks’in Halife Hâkim’e sorusu şudur: “Tanrı olmak istiyor musun?” Hâkim ne yanıt verecektir bu soruya? Doğruyu söylese, evet dese, ömrünü geri kazanacaktır. Ne var ki, bu yaşamı sıradan bir ölümlü, son gününü bekleyen bir külçe, en kötüsü, Tanrı olmanın eşiğinden dönmüş ve faniliği aşmasına ramak kalmışlığını bilen, bunu hep anımsayan ve pişmanlık duyan bir insan olarak sürdürecektir. Tanrı olmak istediğini yadsısa, son nefesini Sfenks’e teslim edecektir. Hâkim, Tanrı olma isteğini saklamak, kendi Tanrısallığını başkalarının ağzından işitene dek beklemek zorundadır.
III.
Ordusunu delilerden kuran ve akıllıların düzenine son veren bir Halife: Hâkim. Tanrı olduğunu iddia eden adamın yumuşak karnı bu işte: Kim inanır bu deliye? Nedir, iddianın kanıtı da budur: Biraz olsun Tanrısallığı elde edememiş kim başarabilir bu isyanı? Hâkim, bir yanıyla, akıllılar düzenine soru yönelten Sfenks’tir de. “Zayıfsınız,” der akıllılar düzenine, “sizi yıkıyorum ve kendi çılgın Tanrısal düzenimi kuruyorum. Ne yapabilirsiniz?” Akıllılar düzeni için yanıt yoktur: Ya ellerinden tek şey gelmeyeceğini kabul edip intihar etmek ya da deliler ordusu ile savaşmayı kabul edip giderek çıldırmak ve o ordunun başkaldırmış bir parçasına dönüşmek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder