I.
Hugo’nun amcası zamanın ölçülmesi üzerine bilgi verir yeğenine: saatler dakikalara, dakikalar saniyelere bölünür. Perdeden dışarı taşan tüm o düzenekler, zemberekler ve çarklar, insanın kendi yarattığı zaman mevhumuna tapmasının simgeleridir. İnsan yapısı mekanik kurgulara, zaman gibi bir kavramı hapsetmek: Bu bizim en büyük yanılgımız.
İnsanın yarattığı zaman mevhumunun tözünde, önceden belirlenebilme ve hesaplanabilme yatar; önemli olan nedenler ve sonuçları birbirine bağlayabilen bir zaman mevhumu oluşturabilmektir. Bu mevhum yalnızca çalışma, ama kapitalizmin belirlediği anlamda çalışma için geçerlidir. Kendi kendimize yarattığımız bu zaman mevhumu olmadan, herhangi bir “mesleği” icra etmemiz olanaksızdır.
Hugo’da düşgücünün koçbaşı olarak sunulan Meliés de, çarklara bağlanmış zamanın esiri değil miydi? O kısacık filmlerini bile belli sürelerde başlayıp bitirmek zorundaydı; hem çekim hem de sunum aşamalarında: Bugün de hâlâ, bir filmin süresi “olması gerekenden” uzun bulunduğunda gösterime çıkması güçtür.
II.
Tarkovski, sinema anlayışını anlattığı kitabına Mühürlenmiş Zaman adını koymuştur. Zaman konusuna bu denli önem vermesi yalnızca sinema anlayışıyla sınırlı kalmaz Tarkovski’nin, zamanın anlamı üzerine daima kafa yoran bir düşünürdür de o. Tarkovski kısa süren ömrü boyunca, hesaplanan zamanın dışında ama algılanan zamanın peşinde dolanmıştır.
Kurban filminden bir görüntü: Kim bu ağaca, yarım saat boyunca dayanmak amacıyla yaklaşır?
Ya da Ayna filminden: Kim bu çayıra on beş dakika bakmak amacıyla o çite oturur?
Öyleyse, neden gündelik yaşamımızdaki diğer tüm yapıp etmelerimizi mekanik biçimde önceden belirlenen sürelere bağlıyoruz? Neden başlangıç ve bitiş noktalarının (eğer yaşamda bu noktaları saptamak gibi bir amacımız varsa!) arasını sadece kendi zaman algımızla doldurmuyoruz?
Yaşamın, çarkların birbiri içine geçmesi gibi önceden belirlenmiş olarak ilerlemesi fikri kime çekici gelebilir?
III.
Hesaba vurulabilir olmak, kapitalizmin ana fikridir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder