15 Kasım 2013 Cuma

BÖCKLİN'DEN DOLAYI

1.
Nereye vereceğiz dikkatimizi? Konuklara mı, adaya mı, ikisi arasındaki muhtemel ilişkiye mi? Resim bize gelecek duygusundan yoksunluk çağrıştırıyorsa (elbette adının zorlayıcı baskısıyla), geçmişe, adanın hikâyesine odaklanmak en doğrusu olacak. Demiş ve karar vermişken fark edeceğiz ki adanın şu anını çözmek bile mümkünsüz olacak, değil geçmişine nüfuz etmek.


2.
Adının zıddına, alabildiğine huzur yüklüdür resim. Yas ile yeis arasında salınmak mümkündür ama isyan gelmez akla, ölülerini hatırlamaz bu resme bakan, belki hayale dalar kendi ölümüne dair: Resimden geleceğe dair çıkartılabilecek ne varsa, resme bakanın kendisinden doğar.


3.
Kayık yaklaşmakta, konukları getirmektedir adaya. Uzaktan mı gelmektedir konuklar, hemen çerçevenin dışında kalan, bir taş atımlık yoldan mı? Kalacaklar mıdır, dönecekler mi? Neden gelmektedirler? O ayakta dikilen siluet midir konuk, yoksa hemen önünde uzanmış ak leke mi? Sorular soruları kovalar zihnimizde: Eğer bir ölü son uykusu için getiriliyorsa adaya, neden Batı kültürünün yas rengi siyah seçilmemiştir? Yok, ayakta dikilense konuk, neden saflığın, el değmemişliğin rengi beyaz seçilmiştir giyim için?


4.
Beri yandan, ıssız mıdır ada, neden kimse konuğu buyur etmemekte, en azından kayığın yanaşması için yardıma koşmamaktadır? Kayığın yanaşacağı rampa orada, yanaşılmaya amade beklemektedir oysa. Arkasındaki karanlığı, bilinemezliği gözardı edersek davetkâr olduğu bile söylenebilir. Vakur bir reveransla belini kırmış metrdotel misalidir eğimin yumuşaklığı. Üstelik bu ser verip sır vermeyen adada işlevini haykıran tek nokta giriştir: iki taşla sınırlarını ve görevini belirlemiş, konuğuna ilan etmiştir.


5.
Adada yaşayan, temizliğiyle ilgilenen var mıdır? İlk bakışta her yan temiz görünür. Ya da biz, bildiğimiz tanıdığımız mezarlıklardan yola çıkarak temiz olduğunu varsayarız. Oysa bakımsızdır ada, merkezden uzaklaştıkça insan eli değmemiş yerler dikkati çeker: Ne yazık ki taşların üzeri yosun bağlamıştır, sadece uzak ve dik yerlerde değil, hemen girişin sağında bile. Bu durumda, en azından, adada yaşayan varsa bile, bir kişinin sağa sola bakmakla görevli olmadığı sonucuna geliriz. Olsa olsa bir mezarlık bekçisi vardır adada. Pekiyi, var mıdır bekçi, gerekli midir böyle ummanın ortasındaki bir adada? Daha ötesi: Gerçekten bir mezarlık var mıdır bu adada?
6.
Orada, girişin sağında, beyaz bir leke, hatta lekecik çarpar gözümüze. Mezartaşı mıdır? Belki bembeyaz keten örtülerle donatılmış bir şölen sofrasıdır, bir son durak lokantası. Hepsi değilse sunak taşıdır, ötedünyaya, duaları kabul ya da reddetmeye muktedir olana yakarmak için kullanılan. Yok, en başa dönelim, kayıkta getirilenin benzeridir tıpatıp eşi olmasa da, bu anlamda, geleni tek karşılayan, ona merhaba diyendir de. O ak leke dışında ada duyarsızdır konuğuna, ketum bekleyişini sürdürmektedir.


7.
Bu ada ölülerin getirildiği, bırakılıp dönüldüğü bir son ikâmetgâh ise, nerededir mezarlar? Servilerin iki yanında yükselen taş duvarlardaki galeri ağızları mıdır mezarların girişi? Adanın bizatihi kendisi, servileri kuşatan gövdesi midir ölülerin son dinlenme mekânı? Yok, eğer zemindeyse mezarlar, oyulmuş galeriler neden vardır? Hayal gücümüzü tamamen özgür bırakarak soralım: Ada o galerilerden bize bakıyor, sadece yeni konuğunu değil bizim yolumuzu da gözlüyor olabilir mi?


8.
Gökyüzü ne masmavidir ne de bulut griliğine kesmiş. Güneş şuradadır diyemesek de parıldayan bir ışık vardır hiç olmazsa. Sabah nereden merhaba der, günbatımı ne yöndedir öğrenebilir miyiz resimden? Zordur kestirmek, çünkü kayık ne zaman yanaşmaktadır adaya, tahmin bile edemeyiz, somut bilgi peşinde koşarken şunu fark ederiz şaşkınlıkla: Eğer göz yanılsaması değilse, gökyüzü adanın, giderek tam servilerin üzerinde daha aydınlıktır. Güneş adanın üzerinden gösterdi gösterecektir kendini.


9.
Servilerin altında, adanın derinliğinde ne vardır sorusu düşer akla. Geçtiğimiz yere dönelim, gerçekten mezarlar mı vardır o kesif karanlıkta? Cevap gelmez resimden, suskundur serviler, sadece karanlıktır önümüzdeki, bilinmez olanın kopkoyu suskunluğu.


10.
Sol arkada beliren kaya sütunu olmasa, ada gördüğümüzden ibarettir diyebiliriz. Ama o, sadece o sütun resmin ters yüzünde saklanan, sadece adaya çıkıp karanlığın içine dalanlara kendini faş eden bir şeyler daha olabileceğini sezdirir. Adanın ters yönünde bir şeyler olmalı duygusuna kapılırız birden, bizden gizlenen, asla öğrenemeyeceğimiz, hep gizli kalacak, sadece konuğun öğreneceği, kim bilir, öğrenince mutlu olacağı bir şey.

11.

Ada rüzgârdan bile azade, kıpırtısız dikildiğine göre, unutulmaz arabesk klasiğinin sorusunu yinelemenin zamanıdır şimdi: Bu gidişin bir dönüşü olacak mı? Dönüş mümkünse eğer, resmin elyordamıyla çözülen denklemine kefaret ve yenidendoğum gibi yeni bileşenler de dâhil olacaktır. Doğal olarak bunların peşi sıra Tarancı’nın dizesini de sürükleyerek: Öldük ölümden bir şeyler umarak.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder