Félix Guattari’nin dediği gibi, “Hâlâ bunu yapabilme özgürlüğümüz elimizdeyken, faşizm üzerine konuşma fırsatını kesinlikle kaçırmamalıyız.”. Doğrudur bu önerme, çünkü konuşmak için yarın çok geç olabilir.
Faşizm üzerine konuşmak, üzerine düşünüp tahlillere girişmek, tezler üretmek mümkündür. Ne yazık ki, faşizmin içinde yaşarken, değil üzerine düşünmek, düşüncenin kapsayabildiği sınırlar içinde faşizmle mücadele etmek bile imkânsızdır. Çünkü karşınızdaki iktidar değildir faşist olan, onun sadece sıfatı faşisttir; içinde yaşadığınız toplum faşisttir.
Yönetimin uygulamalarına alkış tutan bir kitle olmasa, şenlikler de cezalar da sokaklarda alenen gerçekleştirilmese, faşist yönetim yönetemez.
Görünüm tam tersini çağrıştırsa da, faşist yönetim kaba şiddetin altını hukuksal olarak doldurur: her gerektiği anda, duruma ve kişiye özel yasalar ya da kararnamelerle eylemlerini kurallara uygun kılar. Yasanın uygulanamadığı ya da uygulanmasının tatmin etmediği yerlerde, toplum adına hareket eden gönüllüler devreye girer. Faşist yönetim bu gönüllülere göz yummak zorundadır.
Diğer yandan, devlet şiddet tekelini elinde tutabildiği sürece bekasını sağlayabilir. Faşist yönetimin açmazı budur: toplum şiddete ne kadar taparsa, yönetimin uygulamalarındaki şiddet dozu o kadar yükselir. Bu nedenle, şiddet gönüllüleri devletin emrinde değil gözetiminde hareket eder ve ileri aşamada feda edilirler. Şiddet gönüllülerinin fedası, yönetimin dizginleri elinde tuttuğuna dair bir kanıt olarak kullanılır ve faşist toplumun günah çıkartmasını sağlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder