22 Ocak 2011 Cumartesi

PRAG YAZILARI - 2

4.
Kafka’nın evlerinden sadece biri nehri görür. Nedir, evlerinden tek yıkılan, zamanın dışına düşen de bu evdir. Bu nedenle, Kafka’nın evin hangi katında, hangi odasında kaldığını bulmak da güçtür – belki de, o evde bile nehri görememektedir Kafka.
Bu ev şu anda ruhsuz, XX. yüzyıl ortalarının işlevsel ama gösterişli de olmasına çabalanan otel binalarından biri. Çevresindeki XIX. yüzyıl binaları ile gülünesi (yoksa tam tersi mi?) bir zıtlık oluşturan akran binalarının amirali gibi bakıyor nehre. Aslında buradan nehrin göründüğü nokta, Vltava’nın dirsek yaptığı, eski şehri selamladıktan sonra son bir kez dönüp baktığı yer.

foto: Hicran Gündoğdu

Çocukluk evi Minutta Haus, handiyse saat kulesinin yanındadır. Doğduğu ev ve çocukluğunu geçirdiği iki ev, saatin seslerini işitebileceği yakınlıktadır. Okullarından biri saatin tam karşısındadır. Daha ilgideğer olan, babasının manifatura dükkânı saate bakmaktadır. Kafka ders saatinin bitmesini saatin seslerine kulak kabartarak beklemiştir belki, bunu bilmiyoruz; ne var, mağazada çalışmak zorunda kaldığı saatlerde bir kulağının meydanın diğer ucundan gelecek sesleri beklediğine eminim.
Yazgının cilvesi, Kafka son yıllarını yine aynı meydanın diğer bir köşesinde, saati yandan gören bir evde geçirmiştir. Veremden bitmiş bir gövde, zihinde bekleyen metinler, yazı ve yaşam arasında yarış ve her saat başı zamanın ilerlediğini, sonun yaklaştığını haykıran bir saat: Çocukluğun neşe kaynağı, handiyse bir oyuncak olan saatin düşmana, kapıya dayanan ölüme dönüşmesi.
Çocukluğunu geçirdiği mahallenin ortasından geçen kocaman bir bulvar. Yaşanan şehrin boynubüküklüğüne inanışın şahikası bir ad: Paris Bulvarı. Kafka Paris’le ilgili tek bir imge kullanır mı? Hatta Paris adını kullanır mı? Oysa Paris de içinden nehir geçen bir şehir değil midir? Kafka son günlerini tam bu bulvarın Eski Meydan’la buluştuğu noktadaki bir evde geçirmiştir. Yine ailesiyle birlikte, saate, meydana ve mağazaya bakarak.
Bulvarın diğer ucu Vltava’dır. Vltava ve Kafka’nın yıkılan tek evi!

5.
İnce, uzun bir taş. Elbette, ana-baba öldükten sonra inşa edilmiş. İnsanın mezarını seçememesi ne tuhaf: Nasrettin Hoca misali! Siyahın hakim olduğu taşlar arasında beyaz, dörtgenler arasında sivri: Zıtlaşmanın, sivrilmenin cisimleşmiş hali. Kendince sade ama beri yandan iddialı bir tasarım.
foto: Hicran Gündoğdu
 Önünden başlayıp yanlara, giderek komşu mezarlara dek yayılan taşlar. Kafka’nın mezarı, bir ahir zaman evliyasının yatırına dönüşüyor. Solda Reiniger, sağda Levy ailelerinin mezarları, dilek taşlarından nasiplerini almışlar. Acaba, bu ailelerin altsoyları (eğer Holocausttan kurtulabildilerse), atalarının bir yatırın yanında yatmasından kıvanç duyuyorlar mıdır?

foto: yekta majiskül

Tam karşıda Max Brod: En yakın arkadaş ve Judas. Kafka’dan Yahudi mistiği yaratmaya çabalayan, bu nedenle ihanet ettiği adamın tam karşısına yerleşen hain. Dinsel ruhun, havra dışında en görünür olduğu yerde Kafka’nın karşısına kurulması, Yahudi toplumunun Kafka’ya bakışında yeğlediği tutumun kanıtıdır elbette.
Diğer yandan Kafka’nın gönülsüz icazeti: Kendisi yakamaz mıydı? Yazdıklarından emin değil miydi? Prag’ın aydın çevresinde adı biliniyordu; az yayınlamıştı ama tanınmıştı. İş yaşamında bir konuşma gerekli olduğunda kürsüye o çıkıyordu, iş arkadaşları onun sözcükleri yan yana getirme becerisinin farkındaydılar. Ünlenmesinin diğer kanıtı, yanına çırak verilmesidir (Janouch, elbette çıraktır).
Kâmuran Şipal’den mülhem, boynuz kulağı geçer öyküsü: İkisi de sağ iken, Max Brod romanları çok satan ünlü bir yazar. Kafka, sadece öykücü; tanınıyor ama şimdilik gelecek vaat eden yazar olarak görülüyor. Bırakın Günce’yi, mektupları, henüz romanlar bile yok ortada. Yayınladığı en uzun metin Değişim olan bir yazar sözünü ettiğimiz.
Bu açıdan bakıldığında, sorulması gereken şu: Max Brod, Kafka’ya yazarlığında öğretmenlik, en azından üstdenetçilik yapmış mıdır?
Üretim sürecine yakından tanık olunan, belki de yazılışında etkin rol üstlenilen metinlerin, bir daha dönmemecesine yok olmasına nasıl içi elverir insanın?
Brod için, Kafka üzerinden ün kazandı iddiasında bulunmak ciddi bir haksızlıktır. Brod’un Kafka’yı kendi düşünsel eğilimlerini pekiştirmek için dönüştürmesi ise bambaşka bir konudur.

6.

foto: yekta majiskül

Doğduğu yerden, eğitim gördüğü, basın-yayın işlerinin görüldüğü, edebiyat toplantılarının yapıldığı bölgeden uzakta bir ev. Şimdilerde kartpostallara konu olan, turistlerin akın akın girdiği, rengârenk boyalı kibrit kutusu misali evleriyle ünlenmiş bir sokak.
Oysa zamanında, dünyanın tüm zenginliğini ve hatta iktidarını elde etmek isteyen bir kralın çılgın hayallerini gerçekleştirmeye çalışanların sokağıydı burası. Orta Avrupa’nın, belki de o zaman bilinen tüm dünyanın sayılı simyacılarının toplandığı, kâh birlikte kâh diğerini kıskanarak maddenin sırlarını aradıkları bir deney mahallesi.
Pekiyi, Kafka yaşadığında: İki katlı ama basık tavanlı, az ışık alan, belki de nem sorunu olan küçük bir ev. Kafka’nın en deneysel metinlerinden bazılarını yazdığı bir sığınak. Tıpkı ev gibi: Önden bakıldığında kasvetli, umut vermeyen, içinde yaşanır olmaktan uzak; arka pencereden bakıldığında ışık dolu, yemyeşil büyük bir bahçeye hakim, ıslık çalma hissi doğuran.

foto: yekta majiskül

Kafka, zaman içinde giderek Prag’ın simgelerinden biri olan bu küçük sokakta yaşarken, uzun yürüyüşlere çıkıyordu. Açlık Duvarı boyunca Laurenziberg Tepesi’ne doğru. Mekân-yazı geçişkenliğinin en güzel örneklerinden biri: Açlık Duvarı’ndan Çin Seddi’ne! Duvar boyunca yürürken çağrışan imgeler, bir uygarlık tasarımı olarak Çin Seddi ve çevresindeki dünya, sınırsız Asya ve küçük bir şehrin en küçük sokaklarından birinde, küçücük bir evde yaşayan bir yazar.


Birkaç yüz metre ötede: Her şeye hakim katedral, Asya’nın uçsuz bucaksız genişliğine karşı sınırları cetvelle çizilmiş Avrupa görkemi, Prag’ın gökyüzüne atılmış bir ok!
Elbette, Kafka’nın Asyalı imgeleri: Orta Asya bozkırları misali sınırsız uzaklıklarla diğerlerinden kopmuş, küçücük yaşam adalarında hapsolmuş yalnız insanlar.

foto: Hicran Gündoğdu

2 yorum:

  1. Hepiniz Gregor Samsa'nın öyküsünü bilrisiniz. Şato'yu ise bazılarınız. Ya Max Brod'u tanıyanınız? Kafka'nın yakın dostu Yekta Bey bu harikulade yazarı eşsiz anlatımı ile içimizi burkarak bize sunmuş. (Bi kere kabrini ben bulmuştum. Bi sürü de foto çekmiştim. İnsan hiç olmazsa birini koyar da altına AYG yazar. Teessüf ederim.)

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil