24 Ocak 2011 Pazartesi

PRAG YAZILARI - 3

7.
foto: Hicran Gündoğdu
Heykel siyah. İçi boş devcileyin bir elbisenin üstünde küçük bir Kafka sureti oturuyor. Dev heykel yürüyüş halinde, küçük Kafka sureti ona yol gösterircesine sol işaret parmağını ileri uzatmış.
Heykelin sırtı, İspanyol Sinagogu’na dönük, yüzü Prag’ın eski mahallelerine bakıyor. Sanki Max Brod’un yorumunun tam tersi, handiyse laik bir Kafka!
Kafka’nın gövdesinin hastalıkla eriyen halini düşününce, gövde-zihin zıtlığından ötede bir anlam kazanıyor heykel. Bu gövde Kafka’nınki olamaz çünkü, o upuzun boyuna karşın yaşamının hiçbir döneminde böyle kunt bir gövdeye sahip olamadı Kafka. Heykeltıraşın bir ironisi olduğu, buradan belli.
Soru: Kafka’nın sırtına bindiği gövde, kendi istemi dışında büyüyen ünü olamaz mı? Ortaklaşa yaratılmış bir Golem’in sırtında giden, ona yol göstermeye çabalayan bir Kafka.
Nedir, Kafka’nın yüzü hiç de çaba harcar gibi değildir. Veremden ölmek üzere olduğu son günlerinde çektirdiği fotoğraflar hariç, hep müstehzi bir bakışla suretini kaydeden makineye gülümseyen adamla ilgisiz, nerdeyse lakayt bir ifade heykelinki.

8.
Bir katedralin bahçesine gömülmüş insanlar: Diğerlerinden farklılar. Bu mezarlıktakiler o topluluğun kabullendiği, adları gibi ölü gövdelerini de diğerlerinden ayrı tuttuğu kişiler. Kimisi anıtmezar boyutunda, pek çoğu heykel sanatının özenilesi örnekleriyle süslü. Dvorjak ve Smetana bu mezarlıkta gömülüler.
foto: yekta majiskül
Dvorjak sırtını duvara vermiş. “Ben büyük adamım!” diye bağıran bir heykel oturmuş mezarın üzerine. Heykele yaklaşmak, dokunmak handiyse olanaksız; ardı gibi önü de güvende: Konukların yaklaşmasını önleyen parmaklıklarla çevrelenmiş.
Dvorjak, ölümlülerden uzakta, ölümsüzlüğünü ilan ederek bakıyor dünyaya.
foto: yekta majiskül
Smetana’nın mezarı daha yalın. Diğer mezarlarla yanaşık düzende, sade bir siyah taş. Nedir, o mezarın önü de bayram yeri gibi: Çiçekler, rengârenk çiçekler. Şaşılası olan şu: Bir nehrin akışını notalara döken adam, nehre hakim bir tepede fakat nehri göremeden yatıyor.

9.
Vltava, Smetana’nın ezgileriyle Karl Köprüsü’nün altından akarken, köprü üzerindeki heykellere bakmak. Prag’ı ilk kez gören biri için şaşırtıcı bir deneyim: Kentin ikonografisinin en önemli yapıtaşlarından biri.
Ya Kafka için?

foto: yekta majiskül
İçine doğduğu şehirde, çocukluğunu yaşadığı evlere yürüme uzaklığında bir köprü. Yargı öyküsünde, Hans Bendemann’ın intihar ettiği yer.
Şimdilerde, Prag’a yeniden gelmeyi dilemek için ellene ellene parlamış aziz heykellerinin sergilendiği bir açık hava müzesidir Karl Köprüsü. Hıristiyan azizlerinin heykelleri, Kafka için ne ifade ediyordu? Bu heykelleri yaşadığı kültür dünyasının bileşenleri olarak algılayıp içselleştirmiş miydi, yoksa bir Yahudi olarak söz konusu heykellere kayıtsız mı kalmıştı?
Köprüde, kale yönündeki ilk heykellerden biri: Orta Avrupa’ya korku salan, korkuyu uzak tutmak için gülünçleştirilen, karikatürleştirilen bir Türk figürü. Rilke, Türklerle ilgili ilk imgelerini ancak ilerleyen yıllarda, Prag’ı terk edip Avrupa gezgini olduktan sonra kullanır şiirlerinde. Kafka’da ise, Türk imgesi yok gibidir – onun için Doğulu, Asyalı olan Çinlilerdir.
XIX. yüzyıl bitip XX. yüzyıl başlarken, hasta adam Osmanlı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun müstakbel kader ortağıdır, artık korku kaynağı olmaktan uzaktır. Orta Avrupalı yazarların düş gücü için harekete geçirici olmaktan uzaktır Türkler. O heykel, eski günleri anımsatan, belki yalnızca tarihçilerin varlık nedenini bildiği bir masaldır.

foto: yekta majiskül
Bu masalın az ötesinde, Avrupa’da en tanınan Türk şairi oturup köprüyü seyretmiştir. Toplumcu gerçekçiliğin dekadans yazarı olarak mahkûm ettiği Kafka’yı okumuş mudur Nâzım Hikmet, okuduysa ne düşünmüştür hakkında? Prag’da yaşadığı dönemden on yıl sonra, kendisi köprüyü seyrettiği sırada Budapeşte’yi ezen tankların Prag sokaklarında dolaşacağını sezebilmiş midir?

10.
Praglı ama yurtsuz bir yazar: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı iken de, Çekoslovakya Cumhuriyeti vatandaşı iken de azınlık: Her iki dönemde de ötekileşen etnik gruptan biri.
Aynı zamanda yersiz: Kendi etnik grubunun dilini konuşamayan, başka bir dilde yazan, ömrünün son döneminde kendi etnik grubuna dahil olmaya çalışan bir adam.
Tek amacı sınıf atlamak olan, bu amaca ulaşmak için niteliğe değil niceliğe yatırım yapan bir babanın seçimlerini izler Kafka: Yahudi mahallesinin sınırlarında gezinen evler, hiçbir yere ait olmama duygusunu besleyen bir eğitim, her anlamda kendisinin olmayan bir dilde yazmaya alışan bir el.
Rilke Almancadan, Beckett İngilizceden Fransızcaya geçmiştir. Her ikisi de evlerini terk etmiş, yeni bir dilde ikamet etmeyi kabul etmişlerdir. Kafka kendi yurdunda iken yabancı dilde yazmıştır.

foto: yekta majiskül
Milena, Kafka’nın sadece aşkı değil, metinlerinin Çek diline çevirmenidir de; Kafka’yı yaşadığı ülkenin dilinde okunur kılan kadın.
Tarihin şakacılığı: Kafka’nın yazdığı her mekân Alman dilinden adlar taşırdı, henüz Kafka hayattayken adlar Çek dilinde yazılmaya başlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder