22 Ocak 2011 Cumartesi

PRAG YAZILARI - 1

1.
Bir şehrin sokaklarını adımlamak: Başın yukarıda mı, yoksa, kaldırım taşlarını sayarak mı? Döndüğün her köşede, yeni bir yapıya hayranlıkla bakakalıyorsan, sorunun yanıtı belli değil mi?

2.
Pırıl pırıl, çağcıl bir mezarlığın karşısında kuytular ve gölgelerle bezenmiş, kadim bir mezarlık. Golem’e varıncaya dek tüm söylenceleri haklı çıkartan bir gizilgüç belki de. Birbirine geçmiş mezartaşları. Gün ışığının girmediği kuytularda, handiyse yekpare bir kütle gibi gözüken taşlar. Çoğu belvermiş, devrilmiş, toprakta yatarak göğe bakan yazılara dönüşmüş: tüm semavi dinlerin yakarısını yolladığı yere.
Yakın zamanlarda (neye göre yakın?) oluşturulmuş mezarlıkta ise, her mezartaşı kendince bir mimari eser gibi tasarlanmış. Yaşarken birbirlerinden farklı bireyler, öldükten sonra da farklılıklarını sürdürmek isterlermiş gibi.
Bir de mezarı bile olmayan, sadece mezarlık duvarında bir ad olarak kalan ölüler var: doğdukları yer ve yıl farklı olsa da, hepsi faşizmin iktidar yıllarında (soru işareti ile imlenmiş) ve aynı kamplarda ölmüş kişiler.
Holocaust, bu anlamda, o soru işaretiyle ortaklık parantezine alan ölümlerle, Yahudi toplumunu geçmişin dinsel birlikteliğine döndürmüş olabilir.
Holocaust, sadece bireyleri ve hatta bütün bir toplumu yok etmekten de öte bir kıyımdır: O cesetsiz ölüler mezarlığı olan duvarda hangi meslek gruplarının yok olduğuna bakmak, nasıl bir zihinsel sermayenin de yok olduğunu kanıtlar bize.
Kışkırtıcı da olsa, sorulması gereken şudur: Tüm bu kıyımlarda ölen berber, manav ya da işsiz-güçsüzlerin adları o duvarda neden yoktur? Onların cesetlerinin yanı sıra varlıkları da mı kurban gitmiştir kıyıma?

3.

foto: Hicran Gündoğdu

Açık denize tek bir kez bile bakmamış içinden akıp giden suya bakmış bir şehir. Zamana dair bir algı geliştirebilmek için hangisi uygundur: Sonsuzluğu anlamak için deniz mi, yoksa, akışı anlamak için nehir mi?
Bir nehrin akışını gerçekten anlamak mümkün müdür? Kaynak noktasından bitim noktasına izlemek mümkün değilse, önünden geçen suyun sadece bir anısı, zaman içinden geçen bir kesiti alımlamaktan ötesi düşlenemez.
Kafka metinlerinin bir türlü sona ulaşamayan, bir andan ötekine geçse de bir süreçten sonrasını yansıtmayan doğası, Vltava’nın akışını da yansılıyor olabilir mi?
Vltava’nın sesini, akışını, ritmini yansılayan besteci, Smetana, Kafka doğmadan önce bestelemiş Moldau/Vltava’yı. Kafka, bu besteyi dinlemesin, olacak iş mi?

1 yorum:

  1. Bakmak, görmek, özümsemek ve iletmek. Dördüncü aşamanın ötesi ise sanattır. Yekta Bey beşinci boyutu öylesine hoş dillendirmiş ki, okurken Smetana'nın Moldau'su bir su gibi zihnimde akıp gitti. Kalemine sağlık kadim dostum...

    YanıtlaSil