17 Ocak 2016 Pazar

FATTARUSO'DAN ALINTI

fotoğraf: yekta majiskül
Gökyüzü bisikletler hakkında düşünüyor olmalı. Her bulut bir bisikletin akıbetinin şeklini almış.

6 Ocak 2016 Çarşamba

NAKŞA DAİR

Harfi harfine virgülü virgülüne eş iki hikâye yazmak ustalık mıdır? 


Pekiyi, birbirinin eşi iki, üç, daha çok nakış ustalık sayılabilir mi?


AHMET CELÂL BAKIŞI

Ahmet Celâl: Kolunu, ötekine temas edebilme organını yitirmiş adam. Aydın mı? Haşa! Sadece şehirli, ötekine tek üstünlüğüne, şehirli oluşuna âşık bir şehirli. Taşradaki yolculuğu ricat değil sürükleniştir. Bu yüzden tek görebildiği, yırtık bir köy fotoğrafıdır.


SORGU VE YARGIYA DAİR

Pontius Pilatus, o kafasız yargıç, sordu İsa’ya: “Tanrı mısın?” İsa, doğruyu söyledi ve öldü. Yaşamını yitirdi ve ölümsüzlüğü kazandı. Pontius Pilatus, biraz olsun akıl yoluyla hareket edebilseydi, şunu sorardı İsa’ya: “Babanı mı yoksa sürünü mü yeğlersin?” İlkini yeğleyen İsa peygamberliğini, ikincisini yeğleyen İsa Tanrıyı yadsımış olacaktı.

Bu soruya tek yanıtı olabilir İsa’nın: “Gönlümde herkese yer var.” Ancak bu yanıt işitildiğinde anlaşılır İsa’nın hikâyesi. Ne var ki, Pontius Pilatus, bu duygularına teslim olmuş ve karar verme gücünü herkesten kıskanan yargıç, gerçeği değil karar verme gücünü sınayabileceği bahaneyi aramaktadır. Bu yüzden sorusu da aldığı yanıt da yanlıştır.

GÖVEREN MEŞELERE VE ÇINARLARA DAİR


Meşe kökünü bırakıp gider. Geride kalan kök toprağa saplı, göverir yavaşça. Ya kabuktan ibaret kalmış ulu çınarlar? Onların kökleri var mıdır?

GÖVEREN MEŞELERE DAİR


“Meşeler göveriyormuş, varsın göversin” der türkü. Evet, varsın göversin. Yaşam, belki yarın sabahı göremeyeceğimiz kadar kısadır. Her olasılığı erteleyerek nereye dek gidebilir insan? Bundan dolayı, varsın meşeler göversin.

5 Ocak 2016 Salı

GEÇ ANIMSAMALAR - 4


Ayaklarımda kabaralı bot ağırlığı, dünya başşehirlerini ezberlerdik. Bir aferin almak öğretmenden, daha değerliydi Berlin’e gitmekten, zaten Berlin parça parça, pençeye mecbur ayakkabı gibi. Beyaz yakayı taktın mı kravata hazırlık olarak, gözümüz yolda: fötr şapkalı tekaütler yürürdü kıraathaneye, elde sönmeye yüz tutmuş filtresiz cıgara. Ezberlerdik başşehirleri, kıraathanede kahve içerken yaprakları eksik bir gazeteden dünya havadislerini okuduğumuz ihtiyarlığımızı düşünerek.

GEÇ ANIMSAMALAR - 3


Bir celali hikâyesi dinlemiştim aklımın ermediği günlerde, sonu darağacında biten. İpin ucunda sallanan yalınayak adamın kan yürümüştü soğuktan çatlamış topuklarına. Bir türküyü çok görmüşler garibe, üç günde unutulmuş menkıbesi. Darağacı yolu katar katar adam dolu, mezarlıklar kapıdan taşmış.

GEÇ ANIMSAMALAR - 2


Masal kitapları okurduk resimli ama renksiz. Radyoda alaturka bir fasıl, sadece kelime olarak bildiğimiz bir makamdan girmiş. Masal kitapları okurduk küçük ama formaları açılmamış. Gazete müvezzileri geçerdi sokaktan, havadisleri incecik haykırarak. Masal kitapları okurduk istekle ama çaresiz. Derken yemek saati gelirdi, tarhanalı ve turşulu. Masal kitapları okurduk hayallenerek ama hesapsız.

GEÇ ANIMSAMALAR - 1


 

Kocamış anana sarılıp düşünürsün babanın ölüm yıldönümünde: Kaç yıl oldu? Duvarda asılı bir resim, elbette siyah-beyaz, sen doğmadan çekilmiş. Asıl güzel anılar oyuyor içimizi.

NAZIM'IN PIRAĞ'I - 6

fotoğraf: yekta majiskül
Gecenin bir geç vaktında
kulelerin dibinde, kemerlerin altında
                dolaşıp durdum Pırağ’ı
Gökyüzü karanlıkta altın çeken bir imbik

bir simyager imbiği, alevi mavi mavi

NÂZIM'IN PIRAĞ'I - 5

fotoğraf: yekta majiskül
957, 17 Ocak
Saat elifi elifine dokuz.
Ayaz güneşli, yalansız,
ayaz toz pembe,
havayi mavi ayaz.
Nerdeyse donacak kırmızı bıyıklarım.
Kesme bir cam bardağa işlenmiş Pırağ şehri
                        işlenmiş elmastıraşla
Dokunsam ses verecek:
                altın çizgili, berrak, beyaz.
Saat elifi elifine dokuz
                        bütün kulelerdeki

                               ve kol saatim

NÂZIM'IN PIRAĞ'I - 4

fotoğraf: yekta majiskül
Serçe kuşları gibi yağmur
Çinko dama serptiğim
                ekmek kırıntılarını
        yiyor telâşlı telâşlı, tıkır tıkır,
serçe kuşları gibi yağmur

NÂZIM'IN PIRAĞ'I - 3

Kendi kendimize hayranlığımız
hasedimiz, arkadaş canlılığımız,
tepeden tırnağa insanlığımız
Vatslav Caddesinin vitrinlerinde

fotoğraf: yekta majiskül

Külâhlı kuleler Pırağ şehrinde
ağarınca akşamın üzerinde
düşe giren rüyalar aydınlanır
Vatslav Caddesinin vitrinlerinde

NÂZIM'IN PIRAĞ'I - 2

fotoğraf: yekta majiskül
Pırağ dedikleri bir gümüş ayna
Bir bakarım
yirmi yaşlarımda gösterir beni bana.
sıçrayış gibiyim,
çürüksüz otuz iki diş gibiyim

                ve dünya bir ceviz

fotoğraf: yekta majiskül

Pırağ dedikleri bir gümüş ayna
Bir bakarım
ölüm döşeğinde gösterir beni bana.
alnımda mum damlamış gibi ter taneleri,
kollarım uzanmış iki yana.
Duvar kâatları yeşil.
Büyük bir şehrin kömürlü damları pencerede,
bu damlar İstanbul’un damları değil.
Gözlerim açık,
kapamamışlar henüz,
henüz kimse bilmiyor.

NÂZIM'IN PIRAĞ'I - 1



Pırağ’da bir yandan ağarıyor ortalık
bir yandan da kar yağıyor
                        sulusepken
                           kurşunî
Pırağ’da ağır ağır aydınlanıyor barok:
                        huzursuz, uzak
                ve yaldızlarında kararmış keder
Ölen bir yıldızdan uçup gelen kuşlara benziyor

                        Dördüncü Şarl Köprüsü’nde heykeller

PRAG VE NÂZIM

fotoğraf: yekta majiskül
Prag, Kafka’nın, Rilke’nin, Havel’in olduğu kadar Nâzım’ın da şehri. Nâzım’ın izini sürmek, şehrin geleneğinde ayrı bir damarı, dışarıdan gelenle şehrin etkileşimini düşünmek açısından da besleyici.

PRAG'A DAİR

fotoğraf: yekta majiskül
Küçük, avlu irisi meydanlar ve onları birbirine bağlayan kargacık burgacık bir labirent. Ne var ki, şehrin gerçek labirenti, şimdi en düzenli bölge: Josefov. Şehir planlaması denen bilim, bir yanıyla, geleneksel yaşam kültürünün ırzına geçiyor, hem de geçmişiyle övünebilecek her şehirde..

KENDİME TEKZİP

Image result for hanende melek


Bellek yanıltır. Çığlık yazarın değil yönetmenin: Kasaba akşamlarına veryansın eden dava vekili Hüseyin Avni Bey, Sabahattin Ali’nin değil Metin Erksan’ın ağzından konuşuyor. Güzel öyküye güzel mi güzel bir katkı – elbette edebiyatla sinema arasındaki ilişkinin ahlaki boyutu üzerine düşünmeyi savsaklamadan.



TAŞRA ÇIĞLIĞI

Çek taşrası: her zaman ve her yerde Sabahattin Ali’nin çığlığı, “Ah şu kasaba akşamları!”
fotoğraf: yekta majiskül

KAFKA VE PRAG - 6

fotoğraf: yekta majiskül
Düşünsel yaşam kıpır kıpır, eli kalem tutan herkes yazma çizme derdinde; hatta o günlerde Einstein bile Prag’da, izafiyet kuramının peşinde çalışıyor. Zihinsel dünya devasa ama şehir inadına küçük. Hele o günlerde Prag korse gibi, daracık bir korse. Kafka’nın gitme, uzaklaşma hayalleri kurmasına bir de bu açıdan bakmalı. Bu hayallerinde yalnız da değil: Eserlerini Leipzig’de bastırabilen ve gelecek eleştirileri okuyabilmek için Berlin basınına muhtaç bir yazarlar kuşağı söz konusu olan. Evet, Kafka’nın Prag’dan gitme arzusunda ailesi belirleyici rol oynuyor ama tek etken değil.

4 Ocak 2016 Pazartesi

KAFKA VE PRAG - 5

Kafka sadece edebiyat için yaşadı demek, gerçekle ne denli bağlantılıdır? Her an Goethe denli büyük olacakmış denli edebiyat, yazdıkları hiç yayınlanmayacakmış gibi İşçi Sigorta Kurumu için çalışmak!
fotoğraf: yekta majiskül
Zaten İşçi Sigorta Kurumu binasının günümüzde otel olması da ayrı bir şaka!

3 Ocak 2016 Pazar

KAFKA VE PRAG - 4

fotoğraf: yekta majiskül
Temel aylaklık hakkı: egemen toplumsal dizgenin vazettiği değerler dışında bir davranış biçemini yaşamın eksenine çekmek – Kafka’nın yaşam biçemi için Prag binalarına gereksinimi var mıdır?

KAFKA VE PRAG - 3

Yılın büyük bölümünde, Kafka’nın işten ayrıldığı saatten az sonra hava kararıyor. Diğer deyişle, sanırım 3 – 5 ay süreyle, Kafka gün ışığıyla koşut mesai yapıyordu. 

fotoğraf: yekta majiskül
Bu kış mevsiminde gerçek soğuğu hissedince anlamak kolay: Kısacık Prag günlerinde, alkolle avunmuyorsa kişi, depresyondan uzak kalmak için mutlaka yazıp çizmeli zaten.

KAFKA VE PRAG - 2

Evler, işyerleri ve okulların yakınlığını görünce, hele günümüzün ülke boyutlu şehirlerinden birinde yaşıyorsa şaşırmadan edemiyor insan. Bu denli dar bir coğrafyada bu denli hareketlilik: ele avuca sığmayan bir çocuk haşarılığı var Kafka’nın taşınmalarında. 
fotoğraf: yekta majiskül
Baba Oppelthaus’da durup kalmış ama Kafka: Ölüm durdurmasa durmaya niyeti yoktu sanırım. Üstelik işe Berlin gibi uzak adresleri de eklemişti.

KAFKA VE PRAG - 1

Bir yanıyla safkan Praglı: ne denli dolaşsa da, hatta kaçıp başka yerlerde başka yaşamlar kurmayı denese de hep Praglı.
fotoğraf: yekta majiskül
Kavafis şiiri gibi:
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

fotoğraf: yekta majiskül
Diğer yandan daimi göçebe: doğduğundan itibaren ailesiyle birlikte sayısız ev değiştiren, durmadan taşınan bir çocuk. Tam erginlik çağında, aile bir evde sabitlenme kararı vermişken “müzmin bekâr” olarak, en korktuğu bu kimliği taşımayı bile göze alarak, bu kez tek başına şehirde o mahalleden bu mahalleye taşınmaya başlayan bir adam. Üstelik ailesi gibi dar bir çember içinde de değil, şehrin uç noktalarına uzanmayı göze alarak. Yaşadığı dönemin Prag şehrinde var olan tüm mahallelerde oturmuştur Kafka: Prag içi göçebe.