Aklın
üstünlüğüne kof inanç, kedi adımlarıyla ölüme yürümektir: Her an tetikte, sakınımlı
fakat merakını yenemeden.
5 Aralık 2012 Çarşamba
TESADÜF ÜZERİNE
Tesadüf: Yinelenmenin ihtirası.
Beklenmeyen, gizliden umulmayan bir tesadüf var mıdır? Hazırcevaplığın, hatta
tüm yanıtların bitirildiği, önceden tasarlanmış hikâyelerin yittiği an.
Tesadüf, hayıflanmanın arifesidir.
Bir
tesadüfün en ümitsiz yanı, asla gelmeyeceğinin farkında olmaktır.
Kusursuz
tesadüf: Mümkün değil.
ARINMA
Kefen: Bu beyazlık mıdır gerçek arınma?
Ölümden sonra arınmak gereklidir belki, nedir, bir yararı var mıdır ruha? Şimdi
ve burada, arınmak için ölmeyi ummak mıdır çare?
Kaynar suyun altında arınmak: Banyo için su
ısıtma göreneği ile cehennem tasavvurunun belirmesi arasında bir ilişki var mı?
Kar beyazlığı: Arınmak, apak olmak mümkün
mü? Kaynar suların altında dakikalarca beklemek mi, en nefret ettiğin kişinin
önünde ağlayacak denli zillete bulanmak mı? Yoksa arınmayı acı çekme
tapınmasından uzak tutmak, uyuyup kalmak mı? Nasıl istihareye yatmak için bir
ay et yememek, yalan söylememek gerekliyse, arınmanın da bir formülü yok mudur?
Geç gelen soru: İstihare ile yazgı
öğrenilse bile, geleceği biçimlendirmek olası mıdır? Diyelim yarının ne
getireceği bilindi, bilmek önlem almayı bile sağlamıyorsa, ne ağır yüktür bu?
4 Aralık 2012 Salı
MECNUN ABDAL
Bir mecnun abdal
düşü: Yürüyor. Camlar batırmış ayak tabanlarına. Yürüyor çölde. Kavrulan
tabanlarını yine kendi kanının ıslaklığıyla serinletiyor. Kan kırmızı ayak
izleri bırakıyor ardında.
Bir mecnun abdal
aşkı: Ağlıyor. Gözyaşlarından ayrılamıyor, bağlanıyor ifrazatına. Cam bir
kâsede biriktiriyor gözyaşlarını. Ve her akşam kendi gözyaşıyla gideriyor
susuzluğunu. İçi dışı gözyaşı oluyor.
Bir mecnun abdal
gönülsüzlüğü: Çöle vurmuş kendini, ağlayarak yürümekte. Nereye gittiğini
bilemese de, sadece uzaklaşmak için yürüyor. Varma gönülsüzlüğü çekiyor.
Bir mecnun abdal
şaşkınlığı: Ardına dönüp bakıyor ve kandan örülmüş yolunu görüyor. Şaşırıyor
böyle çok kanayabilmesine ve hâlâ kanamasına rağmen hâlâ
yürüyebilmesine.
Çöle gece çöker, mecnun abdal üşür. Yönünü bulabilmek için aya bakar.
Ay her bakışında geri dönüşü işaret eder ona. Mecnun abdal sabahı bekler,
yalancı güneşin bir kez daha görünmesini umar. Üşür ve korkar güneşin bir kez
daha doğmayabileceği ihtimalinden. Kimse yoktur çölde kendisinden gayrı.
Cinnetini elinden kaçırmamak için belleğindeki ilahileri söyler durmadan. Üşür
ve korkar ağlayan bir mezar taşına dönüşeceğinden, başka abdalların onu çöldeki
kanlı yolları işaretleyen bir nişan olarak kullanacağından.
Ağlar ve yürür mecnun abdal. Aşkından buz kesmiştir kanı, kanattığı
ayak tabanlarından akıp gider durmadan. Ve o durmadan yürür ağlayarak. Yolunu
şaşırıp çöle düşmüş göç kervanları görür uzaktan, korkar kanlı ayak izlerinin
görüleceğinden ve abdalın evliya sanılacağından.
Kırdığı camlarla ayak tabanına imzasını kazımıştır mecnun abdal.
Korkar çölde bir işaret olmaktan ama ister o adımların kendisinin olduğunun
bilinmesini. Yine de istemez çölde yolunu yitirmiş göç kervanlarının izlerinin
peşine takılmasını.
Bak gecenin içine doğru! Ayın gösterdiği gölgelerden gayrısını
göremezsin mecnun abdal. Üşürsün ve umarsın güneşin bir kez daha doğmasını.
Taylan Altuntaş için
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)